15 Temmuz’un üzerinden on bir ay geçti ama hala birçok sis perdesi aralanmadı. Üstüne üstlük, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Darbe Komisyonu yapacağı çalışmaları yaptı. Son adımları da atıp raporunu göndermek suretiyle görevini tamamlarsa isabetli olur diye düşünüyorum.” şeklindeki TBMM Darbe Komisyonu’nun bir an önce lağvedilmesi talebi (emri), muhalefet milletvekillerinin ısrarlı talebine rağmen, Hakan Fidan ve Hulusi Akar’ın çağrılmaması ve bu kişilerin komisyonun sorularına verdikleri yazılı cevaplar yeni bir çok soru işareti oluşturdu.

Darbe girişiminin kilit ismi Adil Öksüz

Tüm bunlar, bazı kesimlerin “15 Temmuzda kontrollü bir darbe yapıldı” teorisinde kullandığı önemli argümanlar. Bu yazıda, bu teori ile ilgili medyada pek de yer almayan bazı soru işaretlerini gündeme getireceğiz.

Ama öncelikle şu gerçeği de kabul etmemiz gerekir. Kontrollü veya değil fark etmez, 15 Temmuz’da çoğunluğunu Gülenist askerlerin oluşturduğu bir darbe girişimi oldu. Bu nedenle bu darbe girişimini, hayatını kaybeden 200’den fazla vatandaşı görmezden gelmek mümkün değil.

Akar ve Fidan neden komisyona çağrılmadı gibi artık çokça konuşulmuş bir hususu es geçerek diğer soru işaretlerine geçelim. Bu sorular başta Akıncı iddianamesi olmak üzere birçok iddianamedeki bilgiler, medya taramaları sonu oluştu:

  1. Darbe ile ilgisi olsun veya olmasın, darbeye katılanlarla veya mağdurlarla zerre iltisak içinde olanlar dahi Savcılık Makamları tarafından en azından “bilgi sahibi” sıfatıyla ifadeye alınmış durumda. Ama 15 Temmuz günü Fidan’ın Genelkurmayda iken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koruma müdürünü aradığı gerçeği karşısında, Koruma Müdürü ve o gün Cumhurbaşkanı’nın yanında bulunan hiç kimsenin ifadesi alınmamış. Fidan’ın aramasından sonra Koruma Müdürünün, Cumhurbaşkanı’na neden bilgi vermediğinin hesabının -en azından sebebinin- sorulmaması büyük bir muamma. Oysa Koruma Müdürü, Fidan’ın aramasından sonra Erdoğan’ı bilgilendirmiş olsa –belki de bilgilendirdi- belki bu girişim engellenebilirdi.

  2. Fidan, 7 Şubat krizinde hemen Erdoğan ve o zamanki Cumhurbaşkanı Gül’ü arayarak bilgi veriyor. Sadece ifadeye çağrılma eyleminde, anında Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nı bilgilendiren Fidan’ın, darbe ihbarını –en azından kendisinin kaçırılacağı ihbarını- Başbakan veya Cumhurbaşkanı’na bilgi vermek için neden saatlerce beklediği de başka bir soru işareti. Diyelim ki Erdoğan’a ulaşamadı, peki neden Başbakan Binali Yıldırım’a ulaşmayı denemedi? İfadeye çağrılma durumu için anında teyakkuza geçen MİT Müsteşarı, kaçırılma / öldürülme / darbe ihbarı için nasıl gayet sakin kalıp hatta Genelkurmay’dan sonra Suriye Muhalefet Lideri ile yemeğe gitme cesareti gösteriyor?

  3. Zekai Aksakallı ifadesinde Akar’ı suçlayarak, TSK’da kriz ve olağanüstü durumlarda ilk haber alınır alınmaz ‘personel kışlayı terk etmesin’ emri verilir. Birlik komutanları kışlalarında mesaiye devam edilir. Her zaman uygulanan bu temel ve basit kural 15 Temmuz 2016’da ilk haber alındığı zaman uygulanmamıştır. Uygulansaydı darbe girişimi baştan açığa çıkardı” diyerek bu emrin neden verilmediğini bilmediğini söylemiştir. Genelkurmay Başkanı, MİT’e gelen ihbarı gerçekten darbe girişimi olarak değerlendirmemiş dahi olsa, MİT Müsteşarı’na yönelik bir eylem ihtimali bir kriz durumu değil midir? Kendisine bağlı askerlerin, MİT müsteşarına –ki çok da yakın arkadaşıdır- karşı bir eylemin ihbarını, ciddiye almaması garip değil mi?

  4. Akar, diğer kuvvet komutanlarına neden bilgi vermedi? Bu da ilginç bir durum. ‘Personel kışlayı terk etmesin’ emri belki dikkat çekici olacağı için verilmemiştir desek dahi en azından kuvvet komutanlarına teyakkuz halinde olmaları şeklinde bir bilgi verilemez miydi? En azından dört Kuvvet Komutanından üçünün derdest edilmesi önlenebilir, olayların şiddetin artması engellenemez miydi?

  5. Örgütlü suçların yargılamalarındaki usule göre, örgüt yöneticileri, örgütün tüm eylemlerinden; örgüt üyeleri ise, üyelik suçu ile birlikte bizzat faili oldukları eylemlerden yargılanır. Darbe girişimi bakımından hayatını kaybeden 240 kişi hayatını kaybettiğine göre, 240 kişi bakımından ayrı ayrı “adam öldürme” suçu için ceza verilmesi gerekmektedir. Bunun için de yapılması gereken işlem olan, ölen kişilerin otopsisi sonrasında balistik inceleme ise hemen hemen hiç yapılmamıştır. Dolayısıyla uçakla öldürülenler hariç kurşun ile öldürülen kişilerin kimler tarafından öldürüldüğü büyük oranda belli değil. Her ne kadar o gece Emniyet tarafından sivil halka silah dağıtıldığı yönünden iddialar olsa da gerçekten bu kişilerin darbeciler tarafından öldürülmüş olma ihtimali oldukça yüksek. Ama hangi darbecilerin, adam öldürme eyleminden sorumlu olduğunun tespit edilmemesi de oldukça ilginç bir durum.

  6. Akıncı İddianamesinde, Cumhurbaşkanının uçağının, saat 01.43’te Dalaman havalimanından ayrıldığı (268. sayfa), 03:20’de İstanbul’a indiği (270. sayfa) ifade edilmekte. Ama daha ilginç olan ise, dönemin İçişleri Bakanı Efgan Ala’nın, 5 ayrı televizyon kanalında ve TBMM Darbe Komisyonunda ısrarla “saat 23.00 civarı Cumhurbaşkanını aradım ama O da havadaymış, ulaşamadım” demesi ve bu açıklamasını Anadolu Ajansının sansürlemesi. Ala, bu açıklamayı bir kez yapsa veya sonradan düzeltse bir yanılma olabileceği ihtimalinden söz edebiliriz. Ama eski Bakan bu açıklamasını farklı zamanlarda 6 kez tekrarlıyor ve düzeltmiyor. Eski Bakan’ın bu beyanı ile kamuoyuna sunulan bilgi arasında çelişki de bugüne kadar giderilmiş değil. Hele ki Cumhurbaşkanı bile darbeden haberdar olma saatini dört kez değiştirmişken bu muammaya nasıl bakmak lazım?

  7. Ve Adil Öksüz meselesi. İddianamelere göre darbe gecesi Akıncı’da bulunan ve 16 Temmuz günü gözaltına alınan 5 sivil var: Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş. Bu kişilerden 4’ü Ankara Adliyesine sevk edilirken “bir el”, her nasılsa, Öksüz’ü diğer sivillerden ayırarak, rütbece daha düşük seviyede bulunan askerlerle birlikte Ankara Batı (Sincan) Adliyesine sevk ediyor. Öksüz ifadesinde, “Kazan’a arsa bakmaya geldiğini” söylüyor. Akıncı iddianamesine göre diğer sivillerden Kemal Batmaz (s. 369) ve Harun Biniş (s. 437) de Kazan’a arsa bakmaya geldiklerini söylüyorlar ve tutuklanıyorlar. Öksüz ise o ana kadar 27 darbeci hakkında tutuklama kararı vermiş hâkim Köksal Çelik tarafından, Savcı ile yaptığı 107 saniyelik telefon görüşmesinden sonra mutabık kalınarak her nasılsa serbest bırakılıyor. Ama Savcı öğleden sonra serbest bırakılma kararına itiraz ediyor. Dosya diğer hakim Çetin Sönmez’e gidiyor, O da usulen dosya üzerinden yaptığı inceleme ile tutuklama talebini reddediyor. Ama bu konu sonra daha da ilginç bir hal alıyor. Adil Öksüz’ü hiç görmeyen sadece dosyasını inceleyerek karar veren Çetin Sönmez, HSYK tarafından ihraç edilip tutuklanırken, Öksüz’ü sorgulayan, tarla bakma savunmasına inanan ve ilk serbest bırakan hakim Köksal Çelik sadece açığa alınıyor ve hakkında gözaltı dahi yapılmıyor, bir şekilde kollanıyor.

  8. Öksüz ile ilgili ciddi bir iddia da eskiden Gülen’in emniyet imamı olduğu belirtilen Kemalettin Özdemir’in açıklamaları. Özdemir, Adil Öksüz’ü 2012’de MİT’e bildirdiğini ifade ediyor.

SONUÇ

Çoğunluğunu Gülenistlerin oluşturduğu askerlerin, bu darbede eylemsel olarak fail olduğu gerçeğini de akılda tutarak, tüm bu verilerden – sorulardan sonra şöyle bir teori daha mantıklı geliyor. Adı üstünde bu bir teori, ispatlanması gereken senaryo sadece.

  • Adil Öksüz, 2012 sonrası MİT tarafından devşirilen bir “double agent”.
  • Gülencilerle mücadelede yeterli verim alamayanlar Öksüz üzerinden bir plan yapıyorlar.
  • Öksüz, “ordu darbe yapacak, biz de içinde tüm güçlerimizle değil ama belli güçlerimizde yer almalıyız, zaten bir ay sonra Askeri Şura’da bizimkileri ihraç edecekler, bu son şans” diyerek Gülen’i ve “Gülen darbe talimatı verdi, zaten bir ay sonra Askeri Şura’da sizi ihraç edecekler, bu son şansınız” diyerek de kendine bağlı Gülenist askerleri ikna ediyor. Bu şekilde sınırlı sayıda askerle bu girişim planlanıyor (Sınırlı çünkü darbe girişimine katılan asker sayısı erler hariç 6.975 iken, FETÖ irtibatı iddiasıyla ihraç edilen asker sayısı yaklaşık 27 bin). Tabi ki bu plan Öksüz’ü devşirenlerin bilgisi dahilinde. Ama bir şekilde plan sızıyor.
  • Sızma sonrasında şu üç ihtimalden birisi gerçekleşmiş olabilir:
    • 1. İhtimal: Bunun üzerine MİT, Genelkurmay’a “darbe değil sadece Fidan’a yönelik helikopter kullanılarak yapılacak bir eylem” olduğu bilgisini veriyor. Bu nedenle de Akar sadece hava araçlarının havalanmaması emrini veriyor, askeri birlikleri terk etmeyin emrine gerek duymuyor. Bu şekilde MİT, Genelkurmay’ın daha fazla önlem almasını da engellemiş oluyor.
    • 2. İhtimal: Bunun üzerine MİT, Genelkurmay’a “Hakan Fidan’a yönelik helikopter kullanılarak yapılacak bir eylem ama belki darbe de olabilir” bilgisini veriyor. Akar da, Hitler’e yapılan Valkyrie darbe girişimdeki Yedek Ordu Komutanı General Fromm rolüne soyunuyor. Eğer Erdoğan, darbeciler tarafından derdest edilirse darbenin başına geçmeyi planlıyor, Erdoğan kendini kurtarırsa darbecilere direnme kararı alıyor. Bu nedenle de önleyici mahiyette çok da etkili emirler vermiyor.
    • 3. İhtimal: Fidan ve Akar, ortak karar alıp “hele bi başlasınlar, başarabilecek gibi olurlarsa biz de dahi oluruz” diyerek Erdoğan ve hükümetten bu bilgiyi saklıyor. Başarılamayacağı anlaşılınca da destek vermiyorlar.
  • Darbe bastırıldıktan sonra Öksüz yakalanınca “bir el” Öksüz’ü, diğer sivillerden ayırıyor ve polisin eline geçmeden Sincan Adliyesine sevkini sağlıyor. Tutuklama talebi üzerine Hakim Çelik’e, Öksüz’ün statüsü izah ediliyor ve adeta uçan kuşun tutuklandığı bir ortamda “arsa bakmak” gibi en azından hakim – savcı zekasına hakaret içeren bir savunma ile serbest kalması sağlanıyor. Bu nedenle de Hakim Çelik hakkında hiçbir işlem yapılmıyor, korunup kollanıyor. Öksüz güvenli bir yere çıktıktan sonra da hakkında yakalama kararı çıkarılıyor.
  • Tüm bunlardan sonra iktidar, kendine güçlü bir malzeme sağlıyor ve halkta da ciddi bir kredi oluşturarak, yüzbinlerce kişinin hayatını derinden etkileyen kararlarını rahatlıkla uyguluyor.

Bu da benim teorim.

●○•○●

Bu yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz aşağıdaki tweeti, retweet edebilirsiniz.