“Gerçekten Kontrollü Darbe Mi?” başlıklı yazımda gerekçelerimi yazdıktan sonra SONUÇ bölümünde; Adil Öksüz’ün, 2012 sonrası MİT tarafından devşirilen bir ajan olduğu, Gülencilerle mücadelede yeterli verim alınamaması nedeniyle Öksüz üzerinden bir plan yapıldığını, Öksüz’ün bu plan dahilinde, “ordu darbe yapacak, biz de içinde tüm güçlerimizle değil ama belli güçlerimizde yer almalıyız, zaten bir ay sonra Askeri Şura’da bizimkileri ihraç edecekler, bu son şans” diyerek Gülen’i ve “Gülen darbe talimatı verdi, zaten bir ay sonra Askeri Şura’da sizi ihraç edecekler, bu son şansınız” diyerek de kendine bağlı Gülenist askerleri ikna ettiğini, darbe girişiminin bu şekilde olduğu teorisinde bulunmuştum.

Öksüz ile ilgili iddiamın temelini de şu şekilde izah etmiştim: Ve Adil Öksüz meselesi. İddianamelere göre darbe gecesi Akıncı’da bulunan ve 16 Temmuz günü gözaltına alınan 5 sivil var: Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş. Bu kişilerden 4’ü Ankara Adliyesine sevk edilirken “bir el”, her nasılsa, Öksüz’ü diğer sivillerden ayırarak, rütbece daha düşük seviyede bulunan askerlerle birlikte Ankara Batı (Sincan) Adliyesine sevk ediyor. Öksüz ifadesinde, “Kazan’a arsa bakmaya geldiğini” söylüyor. Akıncı iddianamesine göre diğer sivillerden Kemal Batmaz (s. 369) ve Harun Biniş (s. 437) de Kazan’a arsa bakmaya geldiklerini söylüyorlar ve tutuklanıyorlar. Öksüz ise o ana kadar 27 darbeci hakkında tutuklama kararı vermiş hâkim Köksal Çelik tarafından, Savcı ile yaptığı 107 saniyelik telefon görüşmesinden sonra mutabık kalınarak her nasılsa serbest bırakılıyor. Ama Savcı öğleden sonra serbest bırakılma kararına itiraz ediyor. Dosya diğer hakim Çetin Sönmez’e gidiyor, O da usulen dosya üzerinden yaptığı inceleme ile tutuklama talebini reddediyor. Ama bu konu sonra daha da ilginç bir hal alıyor. Adil Öksüz’ü hiç görmeyen sadece dosyasını inceleyerek karar veren Çetin Sönmez, HSYK tarafından ihraç edilip tutuklanırken, Öksüz’ü sorgulayan, tarla bakma savunmasına inanan ve ilk serbest bırakan hakim Köksal Çelik sadece açığa alınıyor ve hakkında gözaltı dahi yapılmıyor, bir şekilde kollanıyor.

Bu yazımın üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra, bu olayla ilgili olarak basına daha fazla detay düştü. Halen Başbakanlık Baş Müşavari olan Ali İhsan Sarıkoca’nın, darbe girişimi ve ertesi günü Adil Öksüz’ün bulunduğu Kazan’da olduğu, Öksüz’ü Kazan’da karakolda ziyaret ettiği, Öksüz serbest bırakıldıktan sonra telefonla görüştüğü hatta İstanbul’da aynı yerlerden cep telefonu sinyali verdikleri ortaya çıktı.

Ali İhsan Sarıkoca ile ilgili bir parantez açalım. Sarıkoca, iktidar partisinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi kökenli bürokratlarından. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde belediyede çalışmaya başlamış. 1997-2004 arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Halkla İlişkiler Müdürlüğü ve Darülaceze Müdürlüğü yapmış ve 2004 yılında Başbakanlık’a gelmiş. 2004 yılından bu yana Başbakanlık’ta ve halen Halkla İlişkiler Başkanlığı yapıyor. Bu görevine ilaveten 2011-2016 arasında Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği görevini de yürütmüş. 15 yıllık iktidarı sürecinde bir çok bürokrat gelip geçmesine rağmen, hiçbir zaman yerini kaybetmemiş ender bir bürokrat. Her daim Başbakanlık’ta. Bu süreçte üç kez Başbakan, on kez müsteşar, on dört kez Özel Kalem Müdürü, otuzdan fazla kez müsteşar yardımcısı değişti ama Sarıkoca hiç değişmedi. Ayrıca Adil Öksüz’e değen herkesin tutuklandığı, Gülencilere değen her kamu görevlisinin ihraç edildiği bir devirde, darbenin başında olduğu kabul edilen Adil Öksüz ile bu derece iletişim içinde olan bir Baş Müşavir ne tutuklanıyor ne de ihraç ediliyor.

adil öksüzÖnceki yazımda şunu da demiştim. … Öksüz yakalanınca “bir el” Öksüz’ü, diğer sivillerden ayırıyor … Sincan Adliyesine sevkini sağlıyor. Tutuklama talebi üzerine Hakim Çelik’e, Öksüz’ün statüsü izah ediliyor ve adeta uçan kuşun tutuklandığı bir ortamda “arsa bakmak” gibi en azından hakim – savcı zekasına hakaret içeren bir savunma ile serbest kalması sağlanıyor. Bu nedenle de Hakim Çelik hakkında hiçbir işlem yapılmıyor, korunup kollanıyor.”

O yazıda tarif ettiğim ama kim olduğunu bilmediğim “bir el” görevini Ali İhsan Sarıkoca’nın yerine getirme ihtimali oldukça yüksek. Çünkü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Adil Öksüz’ün yargı elinden kaçırılması ile ilgili yapılan soruşturma sonrası hazırlanan iddianamede ilginç bir tespit var: “… Adil Öksüz’ün FETÖ’nün mahrem imamı olduğu Cumhuriyet Başsavcılığına sorgusu için getirilmeden önce öğrenildiği, Serter Koçak’ın Adil Öksüz’ün FETÖ’nün imamı olduğunu bahçede bulunan herkes tarafından görülecek ve duyulabilecek şekilde Öksüz’e, “İmamsın oğlum, bundan sonra sen bizdesin, seninle daha sonra özel ilgileneceğim” diye söylediği, yine Koçak’ın diğer şüphelilere dönüp: “Bu sizin imamınız, size emirleri bu getiriyor. Koskoca albay olmuşsunuz şu adamdan emir alıyorsunuz, görün işte halini”, “Bu gördüğünüz kişi sizin üstlerinize akıl hocalığı yapan kişi budur işte, sizin üstlerinize bu akıl veriyor”, “Görüyor musunuz imamınızı? Bu sizin imamınız, emirleri bundan alıyorsunuz. Gelsin kurtarsın, kurtarabiliyorsa sizin Fetullahınız”, “Bu buranın imamı, ben öğrendim sizin büyüklerinize akıl hocalığı yapan, emirleri veren bu”, “Bu gördüğünüz kişi sizin üstlerinize emir ve akıl veren imamıdır, hava kuvvetleri imamıdır” şeklinde beyanlarda bulunduğu, bahçede bulunanlar tarafından duyulduğu ve öğrenildiği …” 

Bu tespit, Adil Öksüz’ün daha ifadesi bile alınmadan “mahrem imam” olduğunun bilindiğini gösteriyor. Ama her nedense Savcılık ifadesinde ve Sulh Ceza sorgusunda bu konuya hiç değinilmiyor.

İddianamede yer alan Sarıkoca’nın ifadesi de Adil Öksüz’ün “tarla bakmaya gittim” ifadesi kadar garip. Sarıkoca ifadesinde şunları söylüyor: “Ben darbe gecesi Kazan İlçesindeydim. …  16 Temmuz 2016 günü saatini tam hatırlamadığımı ancak öğlene doğru emniyetten tanıdığım olan Serter Koçak beni cep telefonumdan aradı. … kendisi bana Kışla jandarma karakolunda olduğunu söyledi, bunun üzerine bende yanına yani Kışla Jandarma Karakoluna gittim. … Karakol bahçesine geçtiğimde orada karakol binasının önünde darbeciler sıraya dizilmiş vaziyette bulunuyordu. Karakolun bahçesinde Serter Koçak ile konuşmaya başladık. Konuşmamızda Serter Koçak bana darbecilerden birisinin yardımcı doçent olduğunu ve FETÖ’nün imamı olduğunu söyledi. … Koçak’ın bana söylemiş olduğu FETÖ’nün imamı ile görüşmek istedim. Görüşmeye başladığım bu kişinin daha sonradan Adil Öksüz olduğunu öğrendik. Öksüz bana kendisinin ilahiyatçı olduğunu söylemesi üzerine bende hem imam hatip lisesi mezunu hem de hafız olduğum için kendisine ‘Bu kadar sivil vatandaşı İslamiyet’teki hangi kritere dayanak öldürdünüz” diye sordum.  Öksüz bana, ‘Biz bunları tasvip etmiyoruz’ dedi. Akabinde bana masum insanların öldürülemeyeceğine ilişkin bir ayet okudu. Ben de kendisine cevaben ‘niçin söylediğiniz şeyleri yapmazsınız’ mealindeki ayeti okudum ve kendisinin Müslüman olmadığına inandığımı söyledim. Yanılıyorsam ve kendisinin de Müslüman olduğunu kabul ediyorsa kendisinin ailesinin ve tüm Müslümanlar için bildiği her şeyi anlatması gerektiğini kendisine söyledim. Başını eğip sessiz kaldı. Bunun üzerinden bende yanından ayrıldım, kendisiyle başka türlü bir irtibatım olmadı.

Ancak Savcılık, Sarıkoca’nın “Öksüz’le karakolda tanıştığı, önceden tanımadığı” şeklindeki beyanını ve “kendisiyle başka türlü bir irtibatım olmadı” ifadesini kabul etmiyor. Çünkü iddianamede Öksüz serbest bırakıldıktan sonra Sarıkoca’nın Öksüz’le telefon görüşmesi yaptığı, Öksüz’le telefon görüşmesi yaptığı sırada Sarıkoca’nın havalimanında olduğu, Öksüz’ün telefonunun 18 Temmuzda saat 11.10 ve saat 22.48’de Üsküdar baz istasyonundan sinyal verdiği, Sarıkoca’nın telefonunun da aynı gün aynı saatlerde aynı yerden sinyal aldığı ifade ediliyor.

Adil Öksüz’le ilgili yeni bilgiler bununla da sınırlı değil:

  • O gün Kazan’da yakalanan 100 kişiden aralarında sivillerinde bulunduğu 99 kişi tutuklanıyor.
  • Daha önce Gülenciler içinde yer alan ve sonra “müşteki” olarak ifade veren Çetin Acar, 2015’te Ankara Emniyeti’ne; “TSK’nın başında Mustafa Özcan’a bağlı imam bulunmaktadır. Bu imamlığı geçmiş dönemlere Ahmet Kara yapmıştı. Şu an açık kaynaklardan Ali Bayram isimli şahsın TSK imamı olduğunu öğrendim. TSK imamına bağlı, Kara Kuvvetleri imamı, Hava Kuvvetleri imamı, Deniz Kuvvetleri imamı, Jandarma Genel Komutanlığı imamı bulunur. Ayrıca, bunların altında TSK Askeri Okullar eğitimden sorumlu imam, Kara Astsubay sorumlu imam, Hava Astsubay sorumlu imam, Deniz Astsubay sorumlu imam, Jandarma Astsubay sorumlu imam bulunur. Şu an Deniz Kuvvetleri imamlığının Adil Öksüz tarafından yürütüldüğünü bilmekteyim.” şeklinde ifadede bulunuyor (not: Deniz Kuvvetleri ifadesi alıntı yaptığım yazıda yapılan bir hata mı yoksa Acar’ın ifadesindeki bir hata mı bilmiyorum).
  • Yine Kemalettin Özdemir, “Adil Öksüz ile aynı yerdeydik (Sakarya Üniversitesi). O yüzden onu tanımamam söz konusu değil. Çok iyi tanıyorum. Hava imamı olduğuyla alâkalı olarak hem Terörle Mücadele’ye, hem Milli İstihbarat’a, hem savcılığa bu konuda beyan verdim. 2012 yılında verdim bu beyanımı ben. şeklinde ifadede bulunuyor.
  • Yukarıda da yer verdiğimiz iddianame ile on üç asker, on dört emniyet personeli ve Ali İhsan Sarıkoca olmak üzere yirmi sekiz hakkında dava açılıyor. Adil Öksüz’ün baldızları, kayınbiraderi hatta 64 yaşındaki tekerlekli sandalyeli kayınvalidesinin bile tutuklandığı bu süreçte hakkında dava açılan kamu görevlilerinin hiçbiri tutuklu da değil, ihraç da edilmemiş.

Tüm bu yeni bilgiler, Adil Öksüz’ün Gülenciler içindeki statüsünün uzun yıllardır devlet tarafından bilindiğini, yakalandığı andan itibaren de özel olarak ilgilenildiğini ve Ali İhsan Sarıkoca’nın görünürdeki görevinden daha farklı bir görev icra ettiğini ortaya koyuyor. Bu gerçeklik de önceki yazımdaki teorimi güçlendiriyor.

●○•○●

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz bu tweeti, retweet edebilirsiniz: