Bugün, bir takipçim tarafından gönderilen ve Gülencilere yönelik hatalar ve çözüm önerileri içeren yazıyı, blogumda misafir ediyorum.

 

“ESKİ” İLE “YENİ”Yİ YÖNETEMEZSİNİZ

Dershane krizi ile başlayan 17/25 Aralık soruşturmaları ile artık savaşa dönen İktidar – Cemaat kavgasında Gülen Grubu bir çok stratejik hatalar yaptı. Bu hataları, 15 Temmuz sonrası yaşanılanlar nedeniyle de artık zorunlu olan geleceğin inşası bakımından hatırlamakta fayda var.

1) DERSHANE KRİZİ: Fethullah Gülen, 1970’lerde başlayan yolculuğunda; 1971 muhtırası, 1980 askeri darbesi, 28 Şubat gibi dönemeçlerde büyük zorluklar ile karşılaşmış ama alternatif stratejiler ile bu badireleri aşmayı bilmiştir. Gülen, birçok eser ve konuşmasında “yüz defa yolunuz kesilse vazgeçmeyecek alternatif yol ve yöntemler ile hizmete devam edeceksiniz” demiş ve müntesiplerine de çözüm üretmeleri tavsiye etmiştir. Gülen’in kendi düsturu bu iken 2013 yılında dershanelerin kapatılma krizine en üst düzeyde çok sert tepki gösterilmesi, iktidarın; tarihin en büyük yolsuzluk iddiasını bu dershane krizine bağlayarak değersizleştirmesine imkan tanımıştır. Oysa Türkiye gibi dinamik bir toplumda dershaneye olan toplumsal ve yapısal ihtiyaç giderilmesi mümkün olmadığında, dershaneler kapatılsa dahi pek çok alternatif yöntem bulunarak benzer faaliyetler sürdürülebilirdi. Öyle ki ben birçok Gülenci eğitimciden dershanelere alternatif olarak açılmasına izin verilen Temel Liselerin kendileri için daha elverişli olduğunu duymuştum. Bu kriz esnek bir şekilde aşılabilecekken iktidara, düşmanlığını artırma, hızlandırma ve meşrulaştırma imkanı verilmiştir.

fg

2) AŞUFTE OLAYI: Gülen, Erdoğan’ın kendisine ve cemaate olan öfkesinin gerekçesini anlatırken birkaç kez “Aşufte / Alufte” olarak hatırlayacağınız bir olayı anlatır. Olay şöyledir: Gülen, Erdoğan’a kurulacak bir kadın tuzağını kendisine gelen bir telefonla öğrenmiş ve Erdoğan’ı uyararak tuzağa düşmesini önlemiştir. Gülencilere yönelik usulsüz dinleme iddialarının en sıcak olduğu bir konjonktürde, Gülen bu olayı ifşa ettiğinde eminim Erdoğan, gülmekten yere düşmüştür. Zira Gülen, Erdoğan’ın gizli bir buluşmasından haberdar edildiğini kabul etmektedir. Gerçekten de Erdoğan bu olayı miting meydanlarında uzun süre Gülen ve cemaate karşı usulsüz dinleme / şantaj bağlamında kullanmıştır.

3) DARBE SÖYLENTİLERİNE SESSİZLİK: 2015 yılından itibaren Oda TV, Aydınlık ve havuz medyası pek çok kez “Gülenciler darbe yapacak” şeklinde haber ve köşe yazıları yayınlamıştır. En son, Türkiye Gazetesi’nde Fuat Uğur ve Yeni Şafak’ta Hüseyin Likoğlu somut iddialar ile 2016 yazında cemaatçi bir darbe olabileceğini iddia etmişlerdir. Hemen hemen her güncel iddia ve konuda yorum yapan Gülen’in bu iddialara sessiz kalması, kendi sempatizanlarına da “demokrasiye bağlı olduklarını böyle bir şeyden en çok kendilerinin zarar göreceğini, bir şekilde böyle bir hazırlıktan haberdar olurlarsa yargıya ihbar etmelerini” telkin etmemesi de büyük bir hata olmuştur. Zira bu haberler ile kamuoyu cemaatçi darbe fikrine hazırlanmış ve belki de cemaat içinde sızdırılan provokatör ajanlar veya devşirilenler ile 15 Temmuz sahnelenmiştir. Ama pek çok kez “uyun-u sahire (uyanık göz)” olmayı telkin eden Gülen, bu konuda gerekli tedbir ve inisiyatifi alamamıştır.

4) ULUSLARARASI MAHKEMELERDE YARGILANMA SÖYLEMİ: Gülen ve medyası Erdoğan’ın mutlaka bir gün uluslararası mahkemelerde yargılanacağını iddia etmiş ve bunu Suriye’deki Türkiye’nin faaliyetleri ile gerekçelendirmişlerdir. Burada reel politiği okuyamama hatası görülmektedir. İktidarın, Suriye’ye egemen güçlerin onayı olmadan silah gönderemeyeceği açıkken ve MIT Tırları ile ifşa olan faaliyete ABD ve AB sessiz kalmışken; bu olay üzerinden, Erdoğan’ın savaş suçlusu iddiası ile uluslararası mahkemelerde yargılanacağı dile getirmenin ve bunu sürdürmenin ABD, İngiltere, İsrail ve Körfez ülkelerini kızdırmayacağı düşünülemez. Gülenciler bu söylemle düşmanlarını artırmıştır.

5) BÜROKRASİDE VE YARGIDA YAPILAN HATALARIN TARTIŞILMAMASI: İktidar partisi ile ortaklık günlerinde yargı ve bürokraside gücünü artıran hatta en büyük güç haline gelen Gülencilerin yargı ve bürokraside yaptığı hatalar, toplumun bir çok kesiminde rahatsızlığa neden olmuştu. Bu konuda bu sayfada yayınlanmış yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Bu hatalar nedeniyle yapılan özeleştiri taleplerinin karşılanmaması, bu hatalar nedeniyle mağdur olmuş insanlardan bir özrün esirgenmesi, bu hataların faillerinin ortaya çıkıp sorumluluk alıp hatalarını kabul etmek yerine kulaklarının üzerine yatması, en azından “kul hakkı” kavramının dahi ciddiye alınmaması da bugünlerin gelişini hızlandırdı.

Bu örnekleri artırmak mümkün; amacım kimseyi yaralamak, mahkum etmek değil; aksine bu hataların sebebinin yapısal bir sorun olduğuna işaret etmek ve dönüşüme yararlı olmak. Gülen, Cemaatini “Kestane Pazarı’nda” olduğu gibi yönetemez, 160 ülkeye yayılmış bu hareket daha profesyonel şekilde çalışmalı, uzmanlardan yardım almalıdır.

 

Tavsiyelerim

1) SÖZCÜ / BASIN SÖZCÜSÜ KURUMUN İNŞAASI: Gülen’in bir sözcüsü olmalıdır, yazılı ve sözlü sorulara ve yorum taleplerine hızlı dönüş yapabilecek bir basın sözcülüğü yapısı oluşturulmalıdır. Ayrıca Gülen’in takipçilerine olan mesajları açık ve şeffaf bir şekilde ulaştırılmalıdır. Dua tavsiyeleri ve Gülen’in mesajlarının Gülen’in sosyal medya hesaplarından paylaşılmasında hiçbir mahsur yoktur; lüzumsuz gizliliğin komplikasyonlarını hepimiz görmekteyiz.

2) PROFESYONEL DANIŞMAN YARDIMI: Reel politik ve uluslararası ilişkiler, halkla ilişkiler ve repütasyon inşası konusunda profesyoneller ile çalışılmalıdır.

3) TEK YÖNLÜ DİYALOGTAN VAZGEÇİLMESİ: Gülen’e danışma usul ve mekanizması da sorunludur. Pek çok farklı kişiden duyduğum üzere takipçileri bir konu ya da sorunu Gülen’e anlatıp, “şöyle yapalım mı” diye sormakta “yapın ya da yapmayın” şeklinde cevap almaktadır. Bu tek yönlü diyalog sağlıklı karara ulaştıracak müzakere ortamına engel olmakta ayrıca olası kötü sonucun mesullerini de “Gülen’e sorduk öyle yaptık” mazereti sunmaktadır. Ayrıca bir dizi senaryosunun dahi Gülen’e soruluyor olması da ayrı bir saçmalıktır.

4) İLKELERİN VE HEDEFLERİN YENİDEN TESPİT VE İLANI: Cemaat uluslararası bir konferans düzenlemeli, her ülkeden hareketin gerçek karar alıcıları delege olarak bu konferansa katılmalıdır. Bu yolla ilkeler ve hedefler yeniden ilan edilmelidir. Bu konferans ile AKP dönemindeki hatalar müzakere edilmeli kamuoyundan özür dilenmelidir.

5) GİZLİLİĞİN TERK EDİLMESİ: CIA, NSA dosyalarının ifşa edildiği, Çin’in haberleşme kanalının CIA tarafından hacklendiği, her bireyin Twitter, Facebook, Youtube gibi kanallar ile habercilik yapabildiği bir dünyada gizlilik diye birşey olmadığı anlaşılmalıdır. Gülen’in deyimiyle her insan “ibn’ül zaman – zamanın çocuğu” olduğundan zamanın onun düşünce ve alışkanlıklarını şekillendirmesi normaldir. 2000’li yıllara kadar gizlilik, mahremiyet mümkündü ama hem cemaatin tüm dünyada görünür hale gelmesi hem de teknoloji ve haber kanallarının evrimi mahremiyeti yok etmiştir. Şeffaflık cemaat eğitiminin bir parçası haline getirilmelidir. En büyük güç ve tedbir şeffaflıktır.

*****

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz bu tweeti, retweet edebilirsiniz: