Bugün, bir takipçim tarafından gönderilen ve AİHM’in son dönemdeki Türkiye kararları hakkındaki yazıyı, blogumda misafir ediyorum.

 

İLAHİ ADALETTEN ÖNCEKİ SON DURAK:

AİHM YA DA GODOT’U BEKLEMEK

Ülkemizde Tanzimat dönemiyle başlayan olağanüstü yargılamaların belki de en sert sürecini son on yıldır yaşamaktayız. Hukuk ve hukuk üzerinden oluşturulan savaşa dair haberler ve analizler, ülkenin gündemini esir almış durumda. Bu süreçte en fazla sözü edilen mahkemelerin başında şüphesiz AİHM geliyor. Zira haksızlığa uğradığını iddia eden herkes, “bu haksızlığın AİHM’den döneceğini” söylüyor. Peki bu kadar iddialı laflarla bel bağlanan AİHM ne kadar derde deva, verdiği kararlar ne kadar adil ve daha önemlisi siyasi kararlar veriyor mu? Özellikle Türkiye aleyhine yapılan başvurularda, son dönemde verdiği kararlar bu sorunun cevabını çok önemli kılıyor.

Türk yargısının son 20 yıllık siciline bakıldığında hiç de parlak bir tablo yok. 28 Şubat’ta askerden brifing alan yargı, ortaya koyduğu kötü performansla cemaat yargısını doğurdu. Cemaat yargısının 28 Şubatçılara rahmet okutan pratiğinden sonra ise bugünkü Erdoğan Rejimi’nin emir erine dönüşen “yandaş yargı” ortaya çıktı. İdarenin emirlerine göre faaliyet yürüten ve artık bir yürütme mercii olarak adlandırabileceğimiz bu yargı sistemi çok ciddi hak ihlallerine imza atmış durumda.

Özellikle 15 Temmuz’dan sonraki dönemde yoğunlaşan hak ihlallerine karşı AİHM’e binlerce başvuru yapıldı. İşten çıkarmalar, işkence iddiaları, mülkiyet hakkının ihlali gibi birçok konuda yapılan başvurularda AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvuruları reddetti. Oysa bu hak ihlalleri bakımından, iç hukuk yollarının etkisiz olduğu, zaten Anayasa Mahkemesi’nin, HSYK’nın kararları ve çıkarılan KHK hükümleri ile açıkça ortadaydı. Ama AİHM, önceki kararlarını da görmezden gelmeyi ve böyle topu taca atmayı tercih ederek kendisinden ümitli bi haber bekleyen bünlerce mağduru hayal kırıklığına uğrattı. AİHM’in verdiği kararları irdeleyecek olursak belki bu kararların hukuki olmadıklarını daha net ortaya koyabiliriz.

38669

AİHM, 15 Temmuz sonrası yapılan başvurularda tüm mağdurları ilgilendiren iki önemli karar verdi. Bunlardan ilki bir hakimin başvurusuyla ilgili Çatal – Türkiye kararı. Bu kararda mahkeme, yerleşik içtihatlarına göre iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğini başvurunun yapıldığı tarihe göre yapması gerekirken, çok ilginç bir şekilde başvurudan neredeyse bir ay sonra çıkarılan 685 sayılı KHK ile meslekten ihraç edilen yargı mensuplarının Danıştay’da dava açabilecekleri hükmüne dayanarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesi ile başvuruyu reddetti. Bu açıkça yerleşik AİHM içtihatlarına ve evrensel hukukun temel ilkelerine aykırı bir karardır. Mahkeme bu karara ilişkin basın açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştır.

“685 Sayılı kararnamenin niteliği ve kabul edildiği bağlam dikkate alındığında, Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmiş olması koşulu başvurunun yapıldığı tarihe göre değerlendirilir genel ilkesine bir istisna yapılabileceği kanaatine varır. O halde, Sözleşme hükümlerinin ihlalinin mağduru olduğunu değerlendiren kişi bu yeni başvuru yolunu deneme yükümlülüğü altındadır. 685 Sayılı kararname ile kurulan yol a priori erişilebilir bir yoldur ve Mahkeme, bu yolun başvurucu Çatal’ın Sözleşme hükümlerine dayanarak ileri sürdüğü şikayetleriyle ilgili olarak uygun bir onarım sağlayamayacağını ve makul bir başarı perspektifi sunmadığını gösteren hiçbir unsura sahip değildir.”

Karara göre Çatal’ın başvurusunu yaptığı tarihte, hakkında tesis edilen HSYK işlemine karşı Danıştay’a dava açabilmesi yolu henüz açılmamıştı. Kaldı ki yargı faaliyetinin idare talimatıyla yürütüldüğü, kendi üyelerini toplantıya çağırıp topluca tutuklanmalarını sağlayan bir Danıştay Başkanı’nın varlığı bilinmesine rağmen, Danıştay’ın etkili bir iç hukuk yolu olduğunu iddia etmek anlamsızdır. Kaldı ki aynı Danıştay’ın, muhaliflerin davalarının karara bağlanması için seçilmiş hakimlerden oluşan daireler kurduğunu herkes bilmektedir. Buna rağmen AİHM’in böyle bir karar vermesi hukukilikten çok uzaktır.

AİHM’in sonrasında verdiği Köksal – Türkiye kararı da neredeyse aynıydı. Bu kararda da AİHM, 685 sayılı KHK ile kurulamasına karar verilen ve karar tarihinde daha kurulmamış olan ad-hoc komisyonu adres göstererek iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvuruyu reddetti. Oysa AİHM’in yerleşik içtihatlarına göre iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği incelemesi başvuru esnasındaki duruma göre yapılması gerekiyordu. Ama AİHM, bu kuralı bir kez daha ihlal ederek binlerce kişinin hukuk beklentisini yerle bir etmiş, ilkeleri, kararları ve kuruluş felsefesiyle ters düşmüştür.

Türkiyede hukuk uzun zamandır askıda. Anayasa Mahkemesi dahil tüm mahkemeler siyasi iradeye secde etmiş durumda. Hatta baskı rejiminin aklama veya cezalandırma aparatı olarak olarak ülkedeki faşizmin suç ortağı haline geldiler. Baskı rejiminin aktörleri defaatle tüm kamuoyu önünde, alenen yargıya talimat vermiş ve bu talimatlar harfiyen uygulanmıştır. Buna rağmen AİHM’in Türkiyedeki iç hukuk yollarının etkili olduğunu iddia etmesi kabulü mümkün olmayan bir yanılgıdır.

Ne yazık ki bu kararlar siyasi kararlar olup AİHM’in sicilinde de böylesi siyasi kararlar mevcuttur. Her ne kadar Avrupa Konseyi ve AİHM yetkilileri bu kararlara ilişkin değerlendirmelerinde hep dosya yükünü bahane etseler de bundan başka görünmeyen nedenlerin olduğu da tartışmasız. Öte yandan dosya yükü bahanesi bile aslında kararın hukuki olmadığının açıkça ikrarıdır. Yani “aslında başvurular kabul edilebilir ama eğer kabul edersek arkasından gelecek yüzbinlerce dosya bizim sistemimizi kilitler” endişesi kararda ciddi şekilde etkili olmuştur. Bir çok yetkili de bunu açıkça kabul etmiş hatta Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjørn Jagland da KHK komisyonunu adres gösterirken “zaman kazanmamız gerek” demek suretiyle bir kez daha kararın hukuki olmadığının altını çizmiştir. Fakat adaleti tesis etmek adına kurulan mahkemenin, iş yükü bahanesiyle yüzbinlerce insanın hayatının kararmasına göz yumması ahlaki bir yaklaşım değildir.

Bu kararlarla, Avrupa değerlerine, AİHM’e ve hukuka olan inanç bir kez daha sarsıldı. Eğer hukuka sadık kalınarak bir karar verilseydi, mağdurlar yıllar sürse dahi ümitle bekleyebilirlerdi. Ama adeta sivil ölüme zorlanan yüzbinlerce insan, bu kararlarla ikinci kez psikolojik yıkıma maruz kaldılar.  Verilen bu kararlar için bir tanımlama bulmak gerekirse buna “AİHM’in Türk Usulü Kararı” denilebilir.

Bu kararların “siyasi kararlar” olduğuna dair başkaca doneler de mevcut. AİHM çevrelerinden sızan bilgilere göre gerek AİHM ve gerek Avrupa Konseyi, 15 Temmuz sonrasında Türkiye’de yaşanan hak ihlallerine sessiz kalırken ikinci bir Rusya Vakası yaşamaktan çekindiler. İhlal kararları nedeniyle siyasi iktidarlara çatışmaya girilmesi halinde Türkiye’nin, Avrupa ile tamamen ipleri koparmasından ve bunun doğuracağı olumsuz etkilerden çekinildiği, bu iki kurumun yetkililerinin özellikle yabancı basına verdiği demeçlerde de vurgulanmakta.

Bilindiği üzere Rusya, 2015 yılında, AİHM dahil uluslararası mahkemelerin, “Rusya yasalarına aykırı olan kararları yerine getirilemez olarak tanıma hakkı” veren yasayı yürürlüğe soktu. Bu uygulama Rusya’nın Avrupa Konseyi’nden kopması anlamına geliyor. Avrupa belli ki benzer bir durumun Türkiye ile de yaşanmasını istemiyor. Bununla birlikte mülteci sorunu, Avrupa’da yaşayan Türklere dair potansiyel sorunlar, Suriye politikaları, askeri üsler gibi onlarca meselede Türkiye ile sorunları minimize etmek isteyen Avrupa, Erdoğan Rejimi için kırmızı çizgi olan bu başvuruları reddederken bu siyasi saikleri de ön planda tuttu.

Ama bu yanlış tercih, Avrupa’yı içinden çıkılmaz bir şantaja açık hale getirmektedir. Türkiye’deki baskı rejimi de Avrupa ile ilişkilerde defaatle bu pazarlığa hatta şantaja başvurmuştur ve baskı rejimi devam ettiği sürece de bu yöntemi kullanmaya devam edecektir. Gerek AİHM gerek Avrupa Konseyi, bu yolla elde edeceği hiç bir kazanım olamayacağını görmeli ve Avrupa değerlerini erozyona uğratmaya devam etmekten bir an önce vazgeçmelidir.

*****

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz aşağıdaki tweeti, retweet edebilirsiniz: