Enis Berberoğlu’nun tutuklanması sonrası CHP, son yıllardaki en akılcı işlerinden birine imza attı. Adalet yürüyüşünün çıkış noktası Berberoğlu’nun tutuklanması olsa da bu yürüyüş bugün, özellikle 15 Temmuz’u bahane ederek yapılan haksızlıklardan mağdur edilmiş, ümitleri kırılmış yüzbinlerce kişinin umudu haline geldi.

Her ne kadar CHP, kendini baskı rejiminin “FETÖ” söylemine esir etmiş olsa da, bu etiketleme ile işlerinden hatta hürriyetlerinden edilen binlerce kişinin masum olduğunu hatırlaması lazım. Bu konuyu şu sebeple önemsiyorum. 15 Temmuzdan sonraki yoğunlaştırılmış baskı süreci, ülkedeki sol – seküler tandanslı kişileri de vurmuş olsa da mağdurların büyük çoğunluğunu sağcı – dindar kişiler oluşturmakta. Bu hukuksuzluğun daha ağırını, 7 Haziran – 1 Kasım seçim dönemleri arasında da Kürtler yaşadı.

Eğer CHP ve Kılıçdaroğlu, bu adalet yürüyüşünün oluşturduğu sinerji ve dinamizmi canlı tutmak, bu toplumsal desteği ilerisi için oya dönüştürmek istiyorsa, öncelikle devletin “FETÖ’cü – PKK’lı” etiketlemelerini reddetmesi gerekiyor.

Yıllarca devletle pek sorunu olmamış, tek derdi CHP’nin tek parti dönemindeki hataları sebebiyle yaşanılan mağduriyetlerin yaşanmaması olan, bu nedenle de alnı secdeye değen ya da en azından eline Kur’an alan her sağ politikacının ardına takılan sağ seçmen, bugün en büyük zulmün, kendinden bildikleri siyasiler eliyle yapıldığına şahit oluyor.

İktidar partisine 2002’de oy verenlerin büyük kısmı, 1999 ve 2001 krizleri sebebiyle o dönemin iktidarını cezalandırma amacı taşıyordu. 2007’de ve 2011’de ise gerçekten bilerek, isteyerek, destekleyerek oy verenler ezici çoğunluktaydı. Ama 2015 seçimlerinde ise durum farklılaşmaya başladı. Artık sağ seçmeni iktidar partisine iten faktör alternatifsizlikti. Bu fikirdeki seçmen (ki anketler tüm seçmenin % 20’si olduğunu gösteriyor), iki yıldır Meral Akşener’i bekliyor ve artık O’ndan umudu kesme noktasındalar.

Sağ seçmendeki, Siyasal İslam zulmünden kaynaklanan hayal kırıklığının, CHP tarafından fırsata çevrilmesi çok da zor bir ihtimal değil. Akşener halâ kararsız, özellikle şehirli sağcı – dindar seçmen kendisine bir yol arıyor.

CHP bunun için, Adalet yürüyüşünde yeni açılımlar yapabilir:

  1. CHP ve Kılıçdaroğlu, genel olarak “Adalet talebinde bulunan vatandaşları” yürüyüşe davet ediyor. Ama bu çağrının daha da somutlaştırılmasının özellikle sağcı – dindar mağdurları cesaretlendireceğini düşünüyorum. Örneğin, “KHK ile işinden edilmiş yüzbinlerce insanı da davet ediyoruz, devletin size darbeci muamelesi yapmasını tanımıyoruz, eğer suçluysanız adil bir yargılama ile ceza alırsınız ama bu iktidarın hukuk tanımazlığı karşısında sizlerin de adalete ihtiyacınız var, bize katılın” şeklindeki bir çağrının bir çok KHK mağdurunu motive etmesi mümkündür.
  2. Benzer çağrının özellikle 7 haziran – 1 Kasım arasında çok ciddi mağduriyetleri yaşamış, bırakın evlerini kentleri yerle bir edilmiş Kürtlere yapılması gerekiyor. Nihayetinde şunu da unutmamamız gerekiyor. Berberoğlu ile aynı kaderi yaşayan ondan fazla HDP’li vekil var ve bunda CHP’nin de vebali olduğu açık.
  3. CHP’nin adalet talebinin sadece Berberoğlu veya Nuriye Gülmen – Semih Özakça ya da Kadri Gürsel vb kişiler için olmadığına eminim. Ama sembolik de olsa örneğin Şahin Alpay’ın, Ali Bulaç’ın, Ahmet Turan Alkan’ın hatta sol seçmenin halâ büyük kızgınlık içinde olduğu Ahmet Altan’ın isminin de anılması veya fotoğraflarının taşınması, bu yürüyüşü halk nezdinde daha da itibarlı hale getirecektir. Sonuçta bu insanlar, ellerine silah alıp darbe yaptıkları iddiası ile tutuklu değiller. Onlar da Cumhuriyet yazarları gibi iktidarın rahatsızlığı sebebiyle tutuklandılar.
  4. CHP ve sözcülerinin bu yürüyüşü yandaş medyanın ve baskı rejiminin itibarsızlaştırma ve provoke etme çabalarına kulak asmaması gerekiyor. Bugüne kadar bu konuda çok başarılı sınav verildi. Ama İstanbul’a yaklaşıldıkça bu saldırıların artacağı kesin.
  5. Ve en önemlisi; bu yürüyüşün somut bir talebi olması gerekiyor. “Adalet talep ediyoruz” söylemi çok soyut ve maddi bir karşılığı yok. Örneğin, “darbeciler, şiddete bulaşanlar hariç genel – kısmi af istiyoruz”, “Olağanüstü Halin kaldırılmasını istiyoruz”, “KHK’lıların işe iadelerini istiyoruz”, “Ceza mevzuatında değişiklik istiyoruz”, “Erken seçim istiyoruz” gibi somut bir talebin olması, bu talebin karşılanmasına kadar da eylem serisinin devam ettirilmesi şarttır.

Akıldan hiç çıkmaması gereken bir tablo var karşımızda: Cezaevlerinde solcu, sağcı, dindar, seküler, Türk, Kürt 50 binden fazla kişi, “terörist” yaftalaması ile tutuklu. 150 bine yakın kişi, haklarında hiçbir disiplin soruşturması yapılmadan, mahkeme kararı olmaksızın aynı gerekçelerle işlerinden olmuş durumda. Büyük bir direniş gösteren Gülmen ve Özakça ne kadar mağdur ise dindar, Kürt veya başka sosyal aidiyetleri olan binlerce insan aynı sistemle mağdur edildi. Aynı şekilde İbrahim Kaboğlu nasıl mağdursa Cihangir İslam, Ömer Faruk Gergerlioğlu da aynı zulmün mağduru.

Tabi ki bu açılımların yapılması CHP gibi bir parti için kolay olmayacaktır. Özellikle partideki Ulusalcı – Kemalist kliğin, bunlara itiraz etmesi muhtemeldir. Ama CHP şunu da görmeli; Ulusalcı – Kemalist bir söylem ile alınabilecek maksimum oy dahi % 30’u bulmuyor. Ama karşı mahallede kendine bir çıkış arayan % 20’lik bir sağ seçmen var. Ve bu seçmen, sol mahalleye hiç bu kadar yakın olmadı hatta hayatında ilk defa sol söyleme bel bağladı.

70846
Adalet Yürüyüşü’ne katılımın çeşitlendirmesi taleplere ulaşma şansını artırır. HDP’lilerin desteği önemli bir merhale

Bu açılımın diğer bir olası sonucu da baskı rejimi ve medyası tarafından CHP’ye, “PKK, FETÖ, Darbe işbirlikçisi” çamuru atılmasıdır. Ama CHP ve klasik seçmeni, CHP’ye atılacak bu çamurla partisinden uzaklaşacak bir kitle değil. Kaldı ki bu konuda CHP’nin sicilinin ne olduğunu da herkes biliyor. CHP bu konuda daha cesur davranmak zorunda.

Tüm bunlar aslında sembolik önemleri olsa da bu yürüyüşün CHP’nin bir siyasi faaliyeti değil halkın tüm kesimlerinin ortak bir eylemi olmasını sağlayacaktır. CHP, İktidardan “adalet” talep ederken, bu açılımlarla, kendisinin tüm vatandaşlara karşı da adalet içinde yaklaştığını göstermiş olacaktır.

CHP, Türk siyasi tarihinde ilk kez olacak bir şeyi başarma arifesinde. Farklı farklı etnik, dini, siyasal ve sosyal kimlikteki bireyleri bir araya getirme imkanına sahip. Bugüne kadar aynı masada dahi oturma ihtimali olmayan başörtülü bir kadınla ateist bir erkeği, “adalet” kavramı ile yan yana yürütmeye başarabilecek bir noktada duruyor. Sadece kendi mahallemize demokrat olmakla, baskı rejiminden kurtulamacağız açık. Kendimize nereye ait hissedersek hissedelim, her bir bireyin içki içme hakkı da, şort giyme veya başörtüsü takma hakkı da, anadilinde konuşma hakkı da, ifade özgürlüğü de kutsaldır ve savunmamız gereken taleplerdir.

CHP’nin artık şu gerçeği gördüğüne inanıyorum. Meclis çalışmalarıyla, meclis protestoları ile sonuç alması mümkün değil. Halkı ardına alıp, barışçıl sokak eylemleri ile demokratik sivil itaatsizlik eylemleri ile mücadele etmekten başka çaresi yok.

CHP bu önerileri yapar mı bilmiyorum. Ama yapmasa bile kendini bu baskı rejiminin mağduru hisseden herkes, sosyal aidiyeti ne olursa olsun bu yürüyüşe katılmak, destek vermek zorundadır. Mücadele olmadan hakkın alınamayacağı bir dönemdeyiz. Bu nedenle adalet yürüyüşüne “Yetmez Ama Evet” dememiz ve desteklememiz gerekiyor. Yolunuz, iziniz açık olsun.

●○•○●

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz aşağıdaki tweeti, retweet edebilirsiniz: