Darbe girişiminin üzerinden bir yıldan fazla süre geçti. Yapılan açıklamalar, köşe yazıları ve analizler dikkate alındığında, bazıları birbirine yakın olsa da darbe girişimine ilişkin ortada dört ana tez var:

  1. Akp’nin tezi: Bu bir Gülen cemaati darbesidir.
  2. Gülen cemaatinin tezi: Bu bir çakma darbedir, tiyatrodur. Cemaatin darbe ile bir ilgisi yok.
  3. Darbe girişimi emir komuta zinciri içinde planlandı. Darbe girişiminde, Gülen cemaati ile ilişkili bazı kişiler ile birlikte başka gruplar da var. Ama 15 Temmuz akşamı pazarlıklarla veya başka bir şekilde diğer gruplar ikna edildi ve Gülenciler sahada yalnız kaldı. Ahmet Şık bu teoriyi dillendiren ilk kişi.
  4. Kontrollü darbe tezi: Gülen cemaati ile ilgisi olmayan ama ayni zamanda Akp muhalifi olan bir grup da darbe girişiminin “kontrollü darbe” olduğunu savunuyor. Kontrollü darbe tezini savunanlar arasında da iki ayrı form var.
    1. Darbe girişiminde bulunan Gülen cemaati idi. Akp bunu biliyordu. Sonuçlarından faydalanmak için kontrol altında bu girişime izin verildi. CHP bu görüşü savunuyor.
    2. Adil Öksüz, bir şekilde devşirilen bir cemaat imamı. Adil Öksüz üzerinden yönlendirilen cemaate yakın bazı askerler ile şahsi beklentileri olan bazı gruplar darbeye niyetlendi. Zaten başarısızlığa mahkum bu girişimi, planın başındakiler de bastırdı. Ben bunun daha mantıklı bir teori olduğunu düşünüyorum.

Tüm bu teorilerin doğruluğunu teyit edecek yeterli bilgi de maalesef yok. Bunların hangisinin doğru olduğunu anlamak için Tayyip Erdoğan, Hakan Fidan, Hulusi Akar, Adil Öksüz ve Fetullah Gülen’in tatmin edici cevaplar vermesi lazım.

Bugüne kadar Erdoğan’ın verdiği cevaplar, kamuoyunu tatmin etmekten çok kafaları daha da bulandıracak mahiyette idi. Darbe girişimini öğrendiği zaman ile ilgili olarak dahi dört farklı saat söyledi. Tarafsız bir basın mensubunun karşısında çıkmadığı için de daha fazla cevap alınamıyor Erdoğan’dan.

TBMM Darbe Komisyonu’na çağrılmaları dahi engellenen Hulusi Akar ve Hakan Fidan’ın beyanları da yeni sorular ortaya çıkardı. Mesela en basitinden, uçuşları yasaklayan Akar; neden kuvvet komutanlarına bilgi vermedi? Fidan neden Erdoğan’a ve Başbakan Yıldırım’a bilgi vermedi vs. Bu ve buna benzer şüpheli durumları zaten “Gerçekten Kontrollü Darbe Mi?” ve “Adil Öksüz Teorim Güçleniyor” başlıklı yazılarımda detaylı şekilde izah etmiştim. Cevap alınabilecek diğer kişi Adil Öksüz ise malum kayıp. Geriye bir tek Gülen kalıyor? Gülen de darbe ile ilgili birkaç açıklama yaptı, Darbe ile ilişkilendirilmesini reddetti. Ama ben ondan daha fazla bilgi almak isterdim.

Sosyal medyada birçok soru ve şüphe zaten dillendiriliyor. Zaman gazetesinin eski muhabirlerinden Ahmet Dönmez, 15 bölümlük yazı serisi ile bu soruların bazılarını kendi araştırmalarıyla ve mantık yürütmeleriyle cevapladı. Dönmez’in de kafasını kurcalayan sorulara bulduğu birçok cevap benim açımdan tatmin edici. Ancak yine de bazı soruların cevapları halâ muamma. Örneğin, cemaat kabul etsin ya da etmesin cemaat veya kurumları ile irtibatları olan bazı kişilerin o gece Akıncı üssünde veya darbe eyleminin icra edildiği yerlerde ne işi vardı? Bunu tabi ki Gülen’in bilmesini bekleyemeyiz ama bugüne kadar bu konularla ilgili cemaat medyasında da yer alan fazla bilgi yok. Ya da en azından ben görmedim.

fg
Gülen, darbe ile ilgili iddiaları reddederken, Akar’ın darbe hazırlığı içinde olduğuna dair duyumları olduğunu söylüyor

 

Bu nedenle ben de hem darbe girişimi hem de cemaat mensuplarının son 15 yıllık pratikleri üzerinden bir soru listesi yaptım. Gazeteci olsam bu soruları Gülen’e sormak isterdim. Belki cemaat içinden birileri sorar da bir gün cevabını öğreniriz.

İşte benim sorularım:

  1. Adil Öksüz, darbeden önce temmuz başında sizi ziyaret etti mi? Ettiyse gündem ne idi? Adil Öksüz ile son görüşmeniz hangi tarihte oldu?
  2. SCF raporunda yer alan röportajınızda “Ordunun bir darbe hazırlığı içinde olduğu çok yerde konuşuluyordu. Bir gazeteci arkadaşımın naklettiğine göre Ankara gazetecileri arasında bile bu mesele kısık sesle gündeme geliyordu. Ben de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın uzun zamandır bir darbe hazırlığı içinde olduğunu, buna matuf ciddi çalışmalar yaptığını duyuyordum.” şeklinde bir açıklamanız var. Bu bilgiyi ne zaman aldınız? Bu bilgiyi size Adil Öksüz mü vermişti? Bu bilgiyi devlet yönetimine bildirme gereği neden duymadınız? Bunu söylememenizin nedeni; demokrasiye inanmamanız mı yoksa yeter ki Erdoğan devrilsin gerekirse darbe olsun düşüncesi mi? Yine bu konu ile ilgili olarak son bir yıldır Perinçek ve hükümet medyasında “cemaat darbe yapacak” konulu haberler çıkıyordu. Şayet Hulusi Akar veya başka birisi darbe yapsaydı bu faturanın yine cemaatinize kesilme ihtimali büyüktü. Bu ihtimali izole etmek için dahi bu bilgiyi basınla veya devletle paylaşmayı neden düşünmediniz?
  3. Erdoğan’ın, 15 Temmuzdan sonra daha yoğun olmak üzere 3 yılı aşkın süredir cemaatiniz mensuplarına yönelik yürüttüğü operasyonlar, karşısında sorunun çözümü için bir girişimde bulundunuz? Bulunmadıysanız neden bulunmadınız? Çünkü siz, cemaatinizi korumak için, 28 Şubat döneminde askerlere isterseniz okulları devredebiliriz demiştiniz. Bir dershane kapatılması hadisesinin bu noktalara gelebileceğini öngöremediniz mi yoksa yanlış mı yönlendirildiniz?
  4. Erdoğan’ın 1999’da cemaatiniz için “Önce bunların hakkından gelmek lazım” dediğini ifade ettiniz. Madem Erdoğan’ın baştan beri cemaatinize yaklaşımından haberdardınız, neden 11 yıl boyunca koşulsuz desteklediniz? Yoksa sizin de başından beri onu en sonunda alt etmek ama o ana kadar da Erdoğan’ın siyasi gücünü, cemaatinizin bürokratik gücü için kullanmak gibi bir düşünceniz mi vardı?
  5. Özellikle Ergenekon, Balyoz ve diğer vesayet davaları ile birlikte, güvenlik ve yargı bürokrasisindeki –resmi olmasa da zımni olarak– cemaat ile ilgili olduğu kabul edilen kamu görevlilerinin uygulamaları ile cemaatinizin ismi kriminal bir vakıa haline getirilirken sizi hiç uyaran olmadı mı? O süreçte, cemaatinize sempati ile bakan kişilerin dahi bir çoğu haklı ve hatta bazıları da oldukça insani itirazları yükselirken, bu konuda bir girişimde bulundunuz mu?
  6. Aralık 2013’te Fehmi Koru ile gönderdiğiniz mektup sulh ve uzlaşı içeren bir tarzdaydı. Bu mektup muhataplarına 24 aralıkta ulaştı ve sabahında Erdoğan’a yönelik operasyon oldu. O zaman ne hissettiniz? Güç elde ettiğinde, en demokratik devletleri bile zehirleyebilen güvenlik ve yargı bürokrasisinin, cemaati de zehirlemiş olma ihtimali var mı? Fehmi Koru’nun cemaat içinde de derin bir cemaat mi var şeklinde bir tespiti oluştu. Bunun doğru olabileceğini düşünüyor musunuz?
  7. Bugün cemaatin ve sizin takipçilerinizin içinde bulunduğu durumu sadece Erdoğan’ın zulmüne mi bağlıyorsunuz? Size atfedilen darbe girişimine rağmen halen dünyada birçok ülkede itibar gören bir cemaatiniz var. Ama buna rağmen darbe girişiminden önce bile Türk toplumunda cemaatiniz büyük oranda düşmanlık beslenen bir haldeydi. Bunun sebebini sadece, Akp’nin 2013’ten sonra yürüttüğü propagandaya mı bağlıyorsunuz? Yoksa dünyadaki faaliyetlerinizden farklı olarak Türkiye’de, cemaatinizin bir bürokratik iktidarı vardı. Sizce bu bürokratik iktidar gücüyle yapılanların Türk toplumunun, cemaatinize olumsuz bakışında etkisi nedir?
  8. Cemaati temsil eden veya cemaatle özdeşleşmiş kişi ve kurumların yaptığı ve bazıları suç olan hatalar size ulaşıyor muydu? Yoksa bunlardan yeni yeni mi haberdar ediliyorsunuz? Bu konu ile bağlı olarak cemaatiniz için bir sistem sorunu mu var?

Bu soruların cevaplarını gerçekten merak ediyorum. Tabi bu konularla ilgili Erdoğan’a sorulacak yığınla soru var. Onu da başka bir yazıda yazacağım.

●○•○●

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz bu tweeti retweet edebilirsiniz: