Bugün, bir takipçim aynı zamanda meslektaşım tarafından gönderilen yazıyı blogumda misafir ediyorum.

* * * * *

15 Temmuz sonrası açılan davalara ilişkin basında çokça iddianame paylaşıldı. Bu iddianamelerden ilgimi çekenleri okuma fırsatı buldum. Bu iddianameleri kabaca 3 grupta tasnif edebiliriz: (I) Darbede yer alan askerlere yönelik olanlar, (II) Medyaya yönelik iddianameler (Cumhuriyet, Altan kardeşler ve Nazlı Ilıcak iddianamesi, Zaman gazetesi iddianamesi vs), (III) Diğer kişiler hakkında yazılan terör örgütü iddianameleri.

Darbecilere yönelik iddianamelerde somut bir suç eylemi ortaya konulduğu için bu iddianameler kendi içinde belli bir metodu ve mantığı barındırıyor.

Gazetecilere açılan davalardaki iddianameler ise malum. Cumhuriyet gazetesi ile ilgili iddianame de Zaman gazetesi ile ilgili iddianame de sistem olarak aynı. Özetle iddia makamı; “şu haberleriniz nedeniyle sizi yargılıyoruz” diyor. Haberler, genel olarak suç olarak tanımlanmıyor ama hepsini kolaj yapıp suç olarak sunuyor. Bu iddia çok mantıklı olmadığı için de yan olaylara giriliyor. Cumhuriyet iddianamesinde, vakıf seçimi ve bina satışları gibi asla terör soruşturmasına konu olmayacak olaylar sos olarak boca edilmiş ama bu sos iddianamedeki saçmalığı ortadan kaldırmamış. Benzer durum Zaman gazetesi iddianamesinde de var. Orada da reklam gelirleri, satış rakamları, iade olunan gazetelerin nüshaları vs gibi konular yan olay olarak konulmuş. Altan kardeşlerin iddianamesindeki absürtlükleri zaten Ahmet Altan “hukuk pornosu” olarak tanımlamıştı. Bu tespitin üzerine bana daha fazla laf düşmez.

Diğer iddianame türü de dediğim gibi terör örgütü üyeliği iddianameleri. Bu satırların yazarı hakkında da bu iddia ile dava açıldı. Madem Cumhuriyet gazetesi yargılaması sırasında iddianame saçmalıkları fazlasıyla gündem oldu, ben de hakkımdaki iddianameyi yazayım da bu saçmalıkların sadece gazetecilere has yapılmadığını tarihe not düşeyim istedim.

Absürtlüklerle dolu bu heybetli iddianameler, binlerce insanı mağdur ediyor

Ben ve yaklaşık 20 meslektaşım hakkındaki iddianame yaklaşık 200 sayfa. İlk başta, sayfalarca “FETÖ Terör Örgütü” adı altında anlatılan bölüm var. Burada “terör örgütüdür – değildir” tartışmasına girmeyeceğim. Herkes kendi yorumunu yapıyor zaten. Asıl şunu merak ediyorum. Bu metni ilk yazan savcı her kimse, ciddi bir anlatım ve dilbilgisi problemi var. HSYK bu savcıyı kursa göndermeli. Sonradan bu metni copy-paste yapan diğer savcılar da metni okumamış olmalılar ki aynı metin, birçok iddianamede aynı yazım ve anlatım hatalarıyla dolanıp duruyor. Yahu biriniz bari bu bölümü okuyun da -hukuka uygunluğu geçtik- en azından Türk dil bilgisi kurallarına uygun hale getirin.

Neyse devam edelim. Sonra sanıklar ile ilgili kısım başlıyor. Benimle ilgili bölüm iki sayfa. Benimle ilgili suç eylemi, Gülenci olduğu belirtilen kişinin avukatlığını yapmak suretiyle terör örgütü üyesi olmak. Bu iddiaya delil olarak sayılan mevzular şöyle:

1. Hakkında terör örgütü üyeliği kovuşturması olan Ahmet’ten hesabıma havale gelmiş. Doğrudur. Kendisi müvekkilim olup kendisine açılan davada savunmasını üstlendim. Paramı aldım, serbest meslek makbuzumu kestim, vergimi ödedim. Bu suç mu şimdi? Devlet beni, sanıkların hakkını da savun diye okutmadı mı? Bunun için avukatlık ruhsatı vermedi mi? Ayrıca bu kişinin avukatlığını, darbeye kadar bir buçuk yıl yapmışım. Adamın dosyasının duruşmalarına, darbeden önce defalarca girmişim. Madem bu suçtu darbeye kadar devlet bana niye müsaade etti? Bunun suç olduğunu darbe girişiminden sonra mı anladılar?

2. Yine hesabıma para gönderen bir şirketin ortakları hakkında terör soruşturması varmış ve bu şirkete de darbeden sonra kayyım atanmış. Doğrudur. Bu şirkete 2009 yılında işçilik alacaklarından dolayı dava açtım. Kabul edilen dava sonunda müvekkilin alacakları için icra takibi yaptım. Şirket de bu icra dosyasının borcunu 2014 yılında benim hesabıma ödedi. Dekontunda da “….. icra dosyası borcuna karşılık” yazıyor. MASAK raporunu yazan memur, raporunda bu detayı da yazsa veya iddianameyi yazan savcı, MASAK raporu ekindeki dekontu okusa bunu görecek ve belki böyle bir rezillik yapmamış olacak. Bunu yapmayan savcı, müvekkilin alacağını tahsil ettiğim şirket üzerinden terör örgütü üyeliği çıkarıyor.

3. Yine hesabıma para gönderen Mehmet’in kardeşi, darbeden sonra kapatılan bir derneğin yönetim kurulu üyesiymiş. Dernekle ilgili kısmı bilmiyorum ama havale doğru. Mehmet’in eşi, benim müvekkilim ve Mehmet’e karşı anlaşmalı boşanma davası açtım. Protokol gereği, vekalet ücretimi Mehmet ödeyecek. Mahkeme kararında da bu hüküm yer alıyor. Bu nedenle de Mehmet, vekalet ücretimi bana havale etmiş. Dekonta da detayı yazmış. Aradan geçmiş 5 yıl. Savcı şimdi bana diyor ki; senin boşadığın kadının kocası olan Mehmet’in kardeşi, terör örgütü irtibatı nedeniyle kapatılan derneğin yöneticisiymiş. Mehmet de sana para göndermiş. Öyleyse sen de terör örgütü üyesisin. (Bu anlatım tarzını Av. Akın Atalay’dan aldım, ben de aynısını kullanacağım, Atalay da bir an önce özgür kalmalı.)

4. Diğer bir delil; dosyadaki diğer sanık avukatlardan 3 tanesi, beni tanıdığını söylemiş. Yani??? Birisinin beni tanıyor olması neden suç? Benim hakkımda, ne hırsız demişler ne de terörist. Sadece beni tanıdıklarını söylemişler. Hepi topu 300 avukatın olduğu bir şehirde her avukat, her avukatı tanır. Bunun nesi suç veya delil, ey savcı? İhraç edilen dört binden fazla meslektaşın arasında da -sorsalar- eminim seni tanıdığını beyan edecek onlarca kişi vardır!

5. Evimde yapılan aramada, üzerlerinde “Winnie the Pooh”, “Hello Kitty” ve “Doğumgünü fotoları” yazan üç tane CD’ye el konulmuş. Eee n’olmuş? Üzerinde ne yazdığı zaten belli. Winnie the Pooh CD’sinden, Aslan Kral mı çıkmış? Yoksa Calliuo’dan sonra Hello Kitty de mi Gülenci çıktı? O konuda bir bilgi yok iddianamede.

6. Buraya kadar türlü absürtlüklere imza atılan iddianamede, Nisan 2013’ten bu yana ….., ….., ….. IMEI numaralı telefonlara takılan …… ve …. no’lu GSM hatları ile ByLock kullandığım iftirasına yer verilmiş. Buna çok sinirlendim açıkçası. Öncelikle yıllardır tek bir hattım var, bahsedilen ikinci hat kimin bilmiyorum. İkincisi; internetten araştırdım, ByLock 2014 Haziranında piyasaya sürülmüş. Ben nasıl olmuş da 2013 Nisanından itibaren bu programı kullanmışım? Üçüncüsü; arama sırasında el konuluncaya kadar 3 yıldır aynı telefonu kullanıyordum ve IMEI numarası iddianamede yazanlar değil. Dördüncüsü; iddianamede bazı tutuklu kişilerin ByLock iletişim detaylarına ve bazı mesaj içeriklerine yer verilmiş. Onlar doğru mudur bilmiyorum (kaldı ki içeriklerinde de bir suç göremedim, bir de bu rüya işi nedir Allah aşkına, rüya göndermek için mi kullanıldı bu ByLock) ama benim için böyle bir detay da yazılmamış. Yani benim için amiyane tabirle “yersen” deyip sallamış iddia makamı. Acaba bunu Türkiye’de kaç bin kişiye daha yaptılar, merak ediyorum. Kaldı ki ByLock kullanmanın tek başına suç olmadığı ve bu delilin yasak delil olduğu bu blogda 20 Haziran ve 21 Haziran tarihli yazılarla gayet net anlatılmıştı. Ben ikna oldum. Benzer görüşü Ersan Şen de detaylı şekilde izah etti defalarca. Hala nedir bu ByLock sevdası anlayamıyorum…

7. Sonra Bank Asya’da hesabım olduğunu söylemiş ve bu hesaba Gülen’in “Bank Asya’ya para yatırın” çağrısından sonra 750 TL yaptırdığımı yazmış. Bizim şehirdeki en düzgün özel okul Gülencilerin okuluydu. Bu nedenle kızım da 2 sene oraya devam etti. Anlaşmaları da Bank Asya’da olduğu için okul taksitlerini Bank Asya’ya yatırıyordum. Öyle savcılığın dediği gibi 750 TL de değil çok daha fazlasını yatırdım. Ayrıca, kızım oraya giderken sınıf arkadaşlarından birinin babası vali idi. Halen de büyük bir şehrin valiliğini yapıyor. Birinin babası şimdi Akp’de milletvekili. Bir diğerinin babası şimdi Ağır Ceza Reisi. Eğer çocuklarını beleş okutmamışlarsa (ki bu ihtimal olabilir, malum cemaat bu rütbedeki adamlara yatırım yapmayı pek severdi) onlar da aynı dönemde Bank Asya’ya para yatırmışlardır. Benimki suç ise onlarınki niye değil? Ayrıca bu banka bir terör faaliyetinde bulunduysa kapatmak için neden darbeyi beklediniz? Bu sorular daha uzar ama bu kadar yeterlidir herhalde!

8. İddia  makamı, son olarak da demişki, üyesi olduğun hukuk derneği darbeden sonra kapatılmış. Doğru da ben na’payım. Ben bu derneğe 2007-2015 arası üyeydim. O dönemde, bu dernek tüm Adalet Bakanlarından randevu alıp Ankara’ya bakanın makamına gidiyordu. Bu derneğin misafir ettiği, konuşma yaptırdığı kişilerin başında Bekir Bozdağ geliyor. Bir diğeri eski savcı Reşat Petek, şimdi Akp milletvekili, darbeyi araştıran Komisyonun başkanı. Yine Şeref Malkoç, Erdogan’ın başdanışmanı. Mehmet Ocaktan, eski Akp milletvekili ve şimdi havuz medyasının abilerinden. Madem bu dernekte sorun var, bu adamlar niye gelmiş? Ayrıca dernek faaliyetlerinde suç olarak ne tespit edilmiş? Kapatılması için neden darbe beklenmiş? vs vs vs. İddianamede öyle bir izah da yok.

Buradan üç sonuç çıkıyor, ey okuyucu:

1. Sevgili meslektaşlarım, para tahsil ettiğiniz kişilerden ve ailesinden sabıka kaydı, hakkında soruşturma olmadığına dair Savcılık yazısı ve ileride de suça bulaşmayacağına dair taahhüt alın. Bunları yapmadan banka hesap numaranızı vermeyin. Yarın ne olur ne olmaz. İlginç bir ülkede yaşıyoruz nihayetinde.

2. Ahmet Altan’ın dediği gibi; “benim hakkımda söylenen yalanları gördüğümde 15 Temmuz’dan sonra hapse atılan binlerce insanın nasıl bir hukuk katliamının kurbanı olduklarını daha iyi anladım. Hakkında yalan söylenen tek insan ben olamayacağıma göre bu tür yalan dolu iddianamelerin zehirli bir sarmaşık gibi yargıya dolanıp onu boğduğunu kabul etmemiz gerekiyor.”

3. Hukukun geldigi nokta budur ey vatandaş! Ölmüşüz de ağlayanımız yok, gömülmüşüz de toprak atanımız yok!!!

*****

Bu yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz bu tweeti, retweet edebilirsiniz: