Salı sabahı “Pazarda domates – biber satarken ByLock’tan gözaltı: Sebzemi ne yapayım?başlıklı haberi ve gözaltına alınan Gülen D.’nin fotoğrafını gördüğümde, ilk tepkim “herhalde teyzenin adına çıkarılmış bir hattan bir yakınını ByLock kullanmıştır” şeklinde olmuştu. Zaten akşam saatlerinde de buna benzer haberler yer aldı medyada.

Ama bu olayı ve o günkü operasyonu biraz dikkatle incelersek, “HERO” yazılı tişörtler nedeniyle yapılan operasyonlarda akıl tutulmasının zirvesini yaşayan Türk yargısının, kendine yeni zirve hedefleri belirlediğini anlaşılıyor.

d
Salı günü gözaltına alınan sadece Gülen D. değildi. Yetmişli yaşlarda benzer şekilde gözaltına alınan başka bir kadından ise halen haber yok

Altmışlı yaşlarını devirmiş olduğu anlaşılan Gülen teyze, köyündeki bahçesinden topladığı sebze meyveyi, semt pazarında satmak için yola çıktığında, o gün yaşayacağı saçmalıktan habersiz akşam eve ne kadar para ile döneceğini hesap ediyordu muhtemelen. Pazarda kendisi hakkında gözaltı kararı olduğu söylenen teyzenin tepkisi Beni neden gözaltına alıyorsunuz? Yanlışlık olmasın? Benim kimse ile alıp veremediğim yok. Ben sebzemi ne yapacağım” şeklindeydi.

Gülen teyze ve toplumun büyük kısmının anlamadığı veya bi-haber olduğu mesele ise işte tam da burası. Darbe eylemine katılanları ve bürokrasideki güçleri ile çeşitli suçlara bulaşmış kişileri bir kenara bırakırsak, şu an cezaevlerinde “kimse ile alıp veremediği” olmayan on binlerce insan var. Yine sağcısı, solcusu, cemaatçisi, cemaat düşmanı, Türk’ü, Kürt’ü yüz binden fazla insan “kimse ile alıp veremediği” olmamasına rağmen işlerinden edildi.

Toplumun büyük kısmı, yapılan zulümden habersiz, günlük gailesi ile meşgul olup akşam da havuz medyasının zehrine veya Acun’un show dünyasına mahkum edilmiş durumda. Kentli veya okumuş kesim, sosyal medya ile az çok gerçek resmi görebiliyor ama Gülen teyze ve onun gibi dertleri olan insanların, böyle bir lükse ne imkanları var ve ne de ulaşma çabaları. Kimse buradan Gülen teyzegilleri eleştirdiğim anlamı çıkarmasın. Hayat gaileleri, böyle bir dertle dertlenmelerini imkânsız hale getiriyor.

Eğer Türkiye bir gün hukukun üstün olduğu bir devlet olacaksa, Gülen teyze ve onun gibilerin ayağına gidip derdimizi anlatmamız gerekiyor. Refah Partisi’nin başlattığı bu pratik Akp’yi iktidara getiren faktörlerden biriydi. Eğer bir siyasi hareket başarıya ulaşmak istiyorsa, Gülen teyzegillerin ayağına gidip onları ikna etmek zorunda.

İşin yargısal saçmalama kısmına gelince…

Gülen teyzenin ByLock kullanmayacağını, makul zekadaki her insan tahmin edebilir. Anayasa Mahkemesi’nin bile artık diline pelesenk ettiği “sosyal çevre bilgisi” taraması ile bu bilinmiyor mu? Peki öyleyse neden bu kadın pazardaki tezgahının başında gözaltına alınıyor? Gülen teyzenin evine bir polis veya tebligat gönderip, “bir konu hakkında bilginize başvuracağız, müsait bir zamanda karakola uğrayabilir misiniz” demek çok mu zor? İnsanları ekmek teknesinin başında binlerce kişinin arasında alıp götürmekle neyi başarmış, neyi ispat etmiş oluyorsunuz? Bu işlemi bir gün başka bir savcı sizin ananıza – babanıza yapsa ne olacak?

Gözaltı işleminin diğer kısmı ise daha da üzücü. Gülen teyze kendisini almaya gelen polislere kameraları göstererek “niye çekiyorsunuz, bunlar nereden çıktı” diyor. Polisin verdiği cevap ise “biz çağırdık” oluyor.

En hukuksuz halinizle bile serbest bırakmak zorunda olduğunuz bir kadını binlerce kişinin önünde gözaltına almak sizi kesmemiş olmalı ki, kameraları davet ediyorsunuz. Hani soruşturmalar gizli idi? Lekelenmeme hakkı diye evrensel bir kavramdan da mı haberiniz yok? Gülen teyzeyi tüm ülkeye reklam etmekle ne kazandınız? Verecekleri emir için “hazır ol”da beklediğiniz efendilerinizden alkış mı aldınız? Çalışma arkadaşlarınız “eziyette tavan yaptın” diye sizi tebrik mi ettiler? Hepsinden geçtim “kul hakkı” diye birşey var biliyor musunuz? Bu dünyada belki bunu öğrenmemiş olabilirsiniz ama ahirette eminim size en ince detayına kadar öğretecek bir Yaratan var. Ama belli ki, efendilerinizden korktuğunuz kadar O’ndan korkmuyorsunuz. Bence korkmalısınız. Bu kadar zulmünüzün hesabını elbet soracaktır Yaratan. O zaman size efendilerinizin de yardımı olmayacak. Bir bilgi daha vereyim; kul hakkında, etkin pişmanlık hükümleri de uygulanmıyor.

İşin medya yönü ise ayrı bir vahamet taşıyor. Konu ile ilgili haber yapan basının kullandığı başlıklardan bazıları şöyle: “Bylock Şüphelisi Kadın Semt Pazarında Sebze Satarken Yakalandı”, “Pazarcı Teyzeyi kimin yaktığı ortaya çıktı”, “Bylock değil, gelin kumpası”. Bu olayda bir haber değeri varsa, köylü bir teyzenin kendisinin kullanmadığı herkesçe tahmin edilebilecek ByLock iddiası nedeniyle, tezgahının başında gözaltına alınmasındaki “saçmalık”tır. Ama medyamız olayın bu kısmını es geçip, Gülen teyzenin başının, gelini tarafından yakıldığını, gelini tarafından kumpas kurulduğunu ifade ediyor. Haberciliğiniz batsın sizin.

Türk yargısı, “pazarda ByLock avı”na çıkarak, saçmalamada yeni bir zirve yaptı demiştim. Yeni hedefi de “mezarda ByLock avı”na çıkmak olacak diye korkuyorum. Ama pervasızlıklarını görünce bu ihtimal çok da uzak görünmüyor. Yakında “feth-i kabir” haberleri görürsek şaşırmayalım.

●○•○●

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz, bu tweeti retweet edebilirsiniz.