Stefan Zweig’in, “Amok Koşucusu” kitabına ismini veren novellada, Hollanda sömürgesi Endonezya’da çalışan bir doktorun, saplantılı bir aşk hikayesi anlatılır.

Kitabın yayınlanmasından sonra, Amok Koşusu olarak tanımlanan hastalık, kitap ve hikayeden daha fazla öne çıkmıştı. Başta Malezya ve Endonezya olmak üzere Uzak Doğu’da görülen bir cinnet halidir amok. Hikayenin kahramanı bunu şöyle anlatır:

– Durun bakayım, belki size daha açıkça anlatabilirim, Amok’un ne olduğunu biliyor musunuz?

– Amok mu?… Galiba hatırlıyorum… Malezyalılarda görülen bir tür sarhoşluk…

– Sarhoşluktan öte bu.. Çılgınlık, insanın öfkeden gözünün dönmesi… İnsanın korkunç, delice bir saplantıya kapılması, öyle ki hiçbir biçimde alkol zehirlenmesiyle kıyaslanamaz. … Evet amok, şöyle oluyor: Bir Malezyalı, herhangi bir sıradan kendi halinde adam içkisini içiyor… Ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta… Sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor. Dosdoğru koşuyor, dosdoğru… Nereye gittiğini bilmeden. Yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor. Ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle korkunç koşusunu sürdürüyor. İnsanlar bu amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler. O gelirken uyarmak için “amok! amok!” diye haykırırlar ve herkes kaçışır. Ama o bunları hiç duymadan koşar, hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir. Sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır…

Kitapla birlikte meşhur olan Amok Koşusu / Amok Koşucusu kavramı, saldırgan, ezici, yıkıcı ve acıma duygusundan arınmış insanları tanımlamada kullanılır oldu. Çünkü bu cinnet hali, bazen en sıradan insandan en aklı başında insana kadar herkesi esir alabiliyordu. Tetikleyicisi ise hastalığa kapılan kişinin, kötülüğe uğradığına ya da uğrayacağına dair çok basit bir şüphe hissetmesidir.

Erdoğan rejiminin son üç yıldaki icraatları, amok koşusundan farksız. Erdoğan’ın bu koşusu aslında Gezi Protestoları ile başladı, 17/25 Aralık soruşturmaları ile hızlandı ve 15 Temmuzdan sonra son sürat devam ediyor. Eline OHAL ve KHK hançerini alan Erdoğan rejimi, devlet ve hukuk sisteminin tepesine çöktü. Yoluna ne çıkarsa, insan olsun, kurum olsun, muhalefet olsun kendinden olmayan ya da kendine biat etmeyen herkese, heryere hançerini saplıyor. İşten çıkarmalardan ve tutuklamalardan akan kan, rejimi daha da çıldırtıyor. Ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola. Çektirdiği acılara aldırmıyor. Elinde kanlı hançeriyle korkunç koşusunu sürdürüyor. Maalesef toplum, bu amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını sanıyor. Erdoğan rejiminin karşısında, sessiz kalmaktan ve sevdiklerini uyarmaktan başka çareleri olmadığını düşünüyorlar. Bu durum rejimi daha güçlendiriyor ve mağdur ettiği insanların feryatlarını umursamadan koşmaya devam ediyor, önüne çıkanı deviriyor.

Ama şunu biliyoruz. Ama bu koşu sonsuza kadar sürmeyecek. Değerli hocam Mithat Sancar’ın dediği gibi “Hiçbir adaletsiz düzen, kendi biçtiği başarı ömrünün yüzde birini bile yaşayamamıştır.”

Psikologlar, amok koşucusunun koşusuna devam ederken, aklının başına geldiği bir an olduğunu ve durmak veya durdurulmak için kendisine bir sebep aradığını düşünüyorlar. Ben de Erdoğan rejiminin, bu koşuyu bitirmek için kendine sebep aradığını düşünüyorum. Kendilerince görece haklı ve mantıklı iki neden var önlerinde…

Recep Tayyip Erdogan
Erdoğan, siyasi gücünün azalmaması için her türlü manevrayı yapabilecek bir siyaset izliyor

Birincisi, yaptığı hukuksuzlar ve haksızlıklar nedeniyle belki Erdoğan hiçbir zaman, hukuk düzeninde hesap vermeyecek. Ama O’nun uğruna başta işkence olmak üzere bir çok suç işleyen piyonları, mutlaka bir gün hesap verecek. Hitler’e sadakat yemini edip, türlü suçlara bulaşan kişiler, aradan geçmiş 70 yıla rağmen yargılanmaktan kaçamıyorlar.  Bu nedenle Erdoğan rejiminin piyonları dakendi suçlarından, vicdani olarak mümkün olmasa da hukuken arınmak için bir af çıkarmak, koşunun bitirilmesini sağlamak zorunda. Bunu yaparken, mağdur ettikleri insanlardan helallik almaları mümkün değil ama en azından işin peşini bırakmaları umuduyla onları da kendi af rejimine dahil etmekten başka çareleri yok.

Diğer nedeni de anketler. Erdoğan’ın kamuoyu araştırmalarına verdiği önem, herkesçe bilinen bir gerçek. Erdoğan gücünü kaybetmemek için her seçimi kazanmak zorunda. Gücünü kaybettiği anda, rejimi de partisi de darmadağın olacak. Gücünü kaybetmemek, oylarını hep zirvede tutmak için de her türlü siyasi manevrayı yapabilecek bir kapasitesi var. Kanımca, Machiavelli bu çağda yaşıyor olsaydı, Makyavelizm’i anlatmak için Prens’i yazmaz, Erdoğan’ın biyografisini yazardı.

Bu nedenle Erdoğan, 2019’u kazanamayacağını gördüğü anda, bugüne kadar kırdığı, yıktığı herkesle barışmak için çeşitli manevralara girmekten de kaçınmayacaktır. Şu bir gerçek; özellikle son bir yılda mağdur ettiği kişilerin neredeyse tamamı yıllardır kendisine oy veren insanlar. Bu insanların, isteyerek veya zorlayarak kendisine oy vermelerini sağlamak için, genel af, kısmî af gibi çözümlerde bulunmaktan kaçınmayacaktır.

Cemaatle birlikte ulusalcılara savaş açan Erdoğan, “aldatıldım” deyip bugün ulusalcılarla birlikte cemaate savaş yürütüyor. Yakın bir gelecekte “Ulusalcılar ve ülkücüler beni aldatmışlar, bana başörtülü bacılarıma savaş açtırdılar, Allah beni affetsin” derse şaşırmayalım.

Ben bunun için uzun bir süre öngörmüyorum.

●○•○●

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz, bu tweeti retweet edebilirsiniz.