Uzun iç savaş döneminden sonra, 50 eyaletin anlaşması ile kurulan Amerika Birleşik Devletleri’nde, “Kurucu Babalar”ın uyguladığı devlet ritüellerine bağlılığı, fazlasıyla görmekteyiz. Bu ritüellerden biri de 8 Ocak 1790 tarihinde, İlk Başkan Goerge Washington’un yaptığı ve o tarihten bu yana uygulanan “Birliğin Durumu Konuşması (State of The Union)”.

Her sene Ocak veya Şubat ayında ABD Başkanı, Kongre’ye gelerek, sekreterlerin (Bakanların), Kongre üyelerinin (senatörlerin ve temsilcilerin), Anayasa Mahkemesi üyelerinin ve yüksek devlet bürokratlarının huzurunda, son bir yılın muhasebesini ve sonraki yıllara dair hedeflerini anlatır. Bu konuşma Türk Basınında daha çok Amerikan Anayasa Mahkemesi üyelerinin, ABD Başkanları karşısında ayağa kalkmamaları ve konuşmasını alkışlamamaları ile bilinir.

ABC üzerinden Amerika’ya, Netflix üzerinden de tüm dünyaya yayınlanan Designated Survivor dizisi de ABD Başkanı’nın Kongre’de yaptığı Birliğin Durumu Konuşması ile başlıyor.

Ama ne var ki Başkan konuşmasını yaparken, Kongre binası havaya uçuyor ve Kongrede bulunan herkes ölüyor (dizinin devam eden bölümlerinde bir kişinin sağ kaldığı ortaya çıkmıştı).

ABD Hukuk Sistemi, geçirdikleri acı iç savaş tecrübesinden olsa gerek Başkan ve kongre üyelerinin hepsinin aynı yerde olması ve ölmesi gibi ihtimaller üzerine hükümler içeriyor. Başkan, Başkan Yardımcısı ve Kongre üyelerinin aynı anda aynı yerde bulunmalarını gerektiren bir durum oluştuğunda, Başkan kendi Bakanlarından birini; Kongre Başkanı da Senatörlerden birini; “Designated Survivor” olarak belirliyor. Ve bu kişiler, güvenli bir yerde koruma altında bekletiliyor. Eğer Başkan ve Başkan Yardımcısına bir şey olursa Designated Survivor olarak belirlenen Bakan, Başkanlık görevini üstleniyor. Yine Kongre Başkanına ve üyelerine birşey olursa Designated Survivor olarak belirlenen senatör, Kongre Başkanı oluyor ve Kongrenin tüm yetkilerini kullanıyor. (Designated Survivor tanımlamasını Türkçeye, Atanmış Varis – Belirlenmiş Kurtulan şeklinde çevirebiliriz.)

İşte Designated Survivor dizisinde de patlamada ölen başkan tarafından Designated Survivor olarak belirlenmiş Şehircilik Bakanı Kirkman, bir anda ABD Başkanı oluyor. Dizide işlenen ana konu, Kongre binasındaki bu patlamayı yapan terör organizasyonunu ve hedeflerini bulmak. Ama aynı zamanda her bölümde de ayrıca ikinci bir konu daha işleniyor. Bu konu da bazen bir siyasi cinayet, bazen bir salgın hastalık olabiliyor. Ama genel olarak seçilen konu ABD’nin güncel siyaseti ile hiç ilgili değil.

Her yeni bölümün fragmanı pazar günü, bölümün kendisi de çarşamba yayınlanan dizinin 2. Sezon 6. Bölümü, 1 Kasım’da yayınlandı. Buraya kadar ki konuların Türkiye ile bir ilgisi yok. Ama bundan sonrasında işler ilginçleşmeye başlıyor.

Normal şartlarda 6 Kasım’da fragmanı ve 9 Kasım’da da kendisi yayınlanması gereken 7. Bölümün ne fragmanı ne de kendisi, periyodik zamanında yayınlanmadı. Bir hafta gecikmeyle yayınlandı. Bölümü izleyince bu gecikmenin, 5 Kasım’da son dakika olarak yayınlanan “7-11 Kasım tarihlerinde Başbakan Binali Yıldırım’ın ABD’ye gidecek” haberinden bağımsız olmadığı anlaşılıyor. Belli ki bu bölümün Binali Yıldırım ABD’de iken yayınlanması istenmemiş. Nedeni de bölümü izleyince zaten ortaya çıkıyor.

Ekran Resmi 2017-11-20 10.59.51

Gelelim malum bölüme. Dizinin önceki bölümlerinde, siyasi kriz yaşanan yabancı ülkelerin isimleri uydurma isimler olarak kullanılmakta iken bu bölümde açıkça Türkiye’den ismiyle bahsediliyor.

NATO Toplantısı için ABD’ye giden Türkiye Başkanı Fatih Turan, ülkede kısa süre önce gerçekleşmiş darbe girişiminin sorumlusunun ABD’de yaşayan Nuri Şahin isimli öğretim görevlisinin olduğunu söylüyor ve iadesini istiyor. ABD Başkanı ise darbe girişimin arkasında ordudaki bazı askerlerin olduğunu, Nuri Şahin’in demokrasiye inanan saygın bir öğretim üyesi olduğunu ve iade etmeyeceklerini ifade ediyor.

Nuri Şahin karakterinin kime işaret ettiğini zaten anlatmaya gerek yok. Ama dizideki esas ilginçlikler diğer detaylarda: Türkiye Başkanının para sıkıntısı, NATO Zirvesinde kriz çıkartarak ABD’yi NATO’dan çıkmakla ve askeri üsleri Ruslara vermekle tehdit etmesi, Türkiye’de başta gazeteciler olmak üzere muhaliflerin toplu şekilde tutuklanıyor olması, adil yargılamanın olmaması, Başkanın lüks saray yaptırması, Türkiye’de diktatörlük kurulduğu gibi konular gerçekliğe yakın şekilde anlatılmış. Türkiye gündeminde olup da dizide işlenmeyen tek konu Reza konusu.

Diğer dikkat çekici ayrıntı ise bize Mike Flynn olayını hatırlatıyor. ABD Başkanı’nın oğlunun sevgilisinin, Türkiye Başkanı karakterinin ABD Başkanına yönelik kurguladığı komplonun bir parçası olması, sanki  Trump’ın istifa etmek zorunda kalan Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Flynn ile Erdoğan arasında kurulan ilişkiden mülhem gibi.

Ve dizideki asıl mesaj daha da dikkat çekici: Fatih Turan’ın şu an için Türkiye’nin bölünmemesi için tek alternatif olduğu ama O’na artık daha fazla destek olamayacakları (bu konuda kullanılan küfürlü replik “You (don’t) mean give the bastard some oxygen” şeklinde) vurgulandıktan sonra Başkan ani bir kararla, iadesi istenen Nuri Şahin’i Beyaz Saray’da ağırlayıp yakında Türkiye’ye dönerek demokratik bir sistemin inşasını sağlayacağını ve bundan da ABD olarak mutlu olacaklarını söylüyor.

İlginçlikler bölümün yayınlanmasından sonra da devam etti. 15 Kasım Çarşamba günü yayınlanan bölüme, Türk medyası her nedense sessiz kalırken ilk haber cuma günü Rus Haber Sitesi Sputnik’in Türkçe edisyonunda yer alması herhalde sadece bana garip gelmemiştir. Bu tarz yapımların meraklısı Fehmi Koru bile 4 gün sonra konuya dahil olabildi.

Yine NATO Tatbikatında yaşanan fotoğraf krizi sonrası Erdoğan’ın NATO’dan çıkma söylemi ile dizideki NATO söylemi arasında rastlantıdan daha fazlası olduğunu, Erdoğan’ın NATO’dan çıkma söyleminin çok önceden planlanmış ve ABD tarafından da öğrenilmiş bir karar olduğunu düşündürtüyor. Dizide her ne olursa olsun Türkiye’nin NATO’dan çıkmasına müsaade edilmeyeceği açıkça dile getiriliyor. Bu arada fotoğraf krizinin bir Erdoğan – Rus komplosu olma ihtimalini de yabana atamıyorum. Zaten bazı yabancı haber siteleri Rusya’nın Ankara Büyükelçisinin öldürülmesini de benzer şekilde değerlendirmekte.

ABD film – dizi sektöründe Türkiye’nin de konu edildiği bugüne kadar yüzlerce yapım olmuştur. Ama böyle bir dizide bir bölümün neredeyse tamamının Türkiye’ye ayrılması ve Türkiye’nin en güncel konularının işlenmesi, bu yapılırken de Türkiye’nin resmi söyleminin tam tersi bir tavır alınması üzerinde düşünülmesini gerektiren bir vakıa.

Bir tahmin ile yazıyı bitirelim. Dizide işlenen konular nispeten Türkiye’nin iç siyaseti ile ilgili konular. Doğrudan ABD’yi ilgilendiren Reza Zarrab konusunun es geçilmesi ya Reza Zarrab ile ilgili işleri henüz bitmediğinden ya da o konu daha detaylı bir yapımın konusu olacağından bilinçli bir tercih gibi duruyor.

Bazen bir film yıllarca konuşmaktan daha fazlasını anlatır.

●○•○●

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz bu tweeti, retweet edebilirsiniz: