Bölüm 1

4 Nisan 1949 tarihinde, 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması ile kurulan NATO (North Atlantic Treaty Organization); üye ülkelerin, askeri yardım ve istihbarat paylaşımı konularında faaliyet gösteriyor. NATO’nun 1952 yılında gerçekleştirdiği Birinci Genişleme Dönemi’nde, Türkiye ve Yunanistan yeni üyeler olarak kabul edildi. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Yunanistan NATO’dan ayrıldığı için Türkiye; Kurucu Ülkelerden sonra en eski NATO üyesi durumunda.

NATO Türkiye’ye Muhtaç Mı?

Soğuk Savaş döneminde Varşova Paktı’na karşı Türkiye; NATO’nun Doğu Kalesi durumundaydı. Bu nedenle Türkiye, askerî teknoloji olarak modern bir sisteme sahip olmasa da jeo-stratejik konumu itibariyle önemli bir ülkeydi. Soğuk Savaş’ın bitmesi  ile Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra NATO yeni konsepte geçti: Küresel Terör ile mücadele. Aslında “Küresel Terör” kavramının içini dolduran temel konu ise İslamî cihatçı grupların eylemleri idi. 11 Eylül’den sonra özellikle İslam coğrafyasında yürütülen askeri operasyonlarda Türkiye politik bir önem kazandı. Çünkü Türkiye, NATO üyesi olan ve çoğunluğu Müslüman olan tek ülke. NATO üyesi ülkeler ile İslam coğrafyası arasındaki tampon bölge yine Türkiye. Yine ABD’den sonra en kalabalık orduya sahip ve NATO’nun kurduğu tüm Barış Gücü Koalisyonlarına askeri destek vermiş az sayıdaki ülkeden biri. Bu nedenle, NATO için Türkiye önemli bir ülke konumunda.

Türkiye NATO’ya Muhtaç Mı?

Her ne kadar Soğuk Savaş bitmiş olduğu için Türkiye doğrudan bir koruma şemsiyesine ihtiyaç duymasa da çoğunluğu dışa bağımlı askeri ihtiyaçlarının karşılanması için Türkiye’nin ya ABD’nin başını çektiği NATO’ya ya da Rusya’nın başını çektiği Doğu Bloku’na ihtiyacı var. Çünkü askeri teknoloji üreten ülkeler, ekstra bir pazarlık gücünüz yoksa, kendi yanlarında yer almayan ülkelere, modern silah satışı yapmıyorlar (Arabistan gibi petrol gücünüz veya İsrail gibi lobi gücünüz varsa sorun yaşamazsınız). Bu nedenle Batı Bloku’ndan veya Doğu Bloku’ndan modern silah almak için ya NATO’da olmalısınız ya da NATO’dan çıkıp Rusya ile iş yapmalısınız.

İşin diğer boyutu da istihbarat paylaşımı. Türkiye’nin özellikle PKK’ya karşı yürüttüğü birçok başarılı operasyonda, başta ABD olmak üzere NATO üyesi ülkelerden aldığı istihbaratın rolü büyüktür. Küresel çapta istihbarat faaliyet yürüten başta ABD olmak üzere NATO üyesi ülkelerin istihbarat bilgilerine, Türkiye maalesef muhtaç durumdadır. Özellikle de el-Kaide ve IŞİD ile mücadelede.

 

Bölüm 2

Erdoğan bir süredir NATO’dan çıkma söyleminde bulunuyor. Bu söylem en son yazımda değindiğim Designated Survivor’a bile konu oldu. Erdoğan bu söylemini, kuvveden fiile geçirme konusunda ne kadar ciddi bilemiyoruz. Belki son yıllarda yaptığı gibi sadece Batı’yı tehdit etme, pazarlıkta elini kuvvetlendirme amacı taşıyor olabilir. Ama bir şekilde bu düşüncesinde ciddileşirse işin, çok farklı boyutları ve sonuçları ile karşı karşıya kalabiliriz.

Erdogan
Erdoğan siyasi hayatının en zor günlerini yaşıyor

En son Abdülkadir Selvi’nin dediği gibi; “NATO’da iken başımıza neler gelebileceğini biliyoruz ama çıktığımız zaman diğer tarafın (Rusya’nın) neler yapacağını kestiremeyiz.”

Bu konuda en yakın pratik örnek olarak Ukrayna’yı görüyoruz. Ocak 1990 Bakü Katliamı da Türk toplumunun hafızasında halen taze olmalı. Bu noktada “Rus Yayılmacılığı”nı anlatan güzel bir diziden de bahsetmek isterim.

Fosil kaynaklı enerji üretimine karşı olan Yeşiller Partisi Başkanı; petrol ve doğalgaz üretimini durdurma vaadiyle girdiği seçimden, Başbakan olarak çıkmıştır. Vaadini gerçekleştirip petrol ve doğalgaz üretimi çalışmalarını sonlandırıp, enerji üretimi için toryuma yönelir.

2015 yılında Norveç televizyonunda yayınlanmaya başlayan Okkupert (Occupied, İşgal Edilmiş) dizisi bu hikaye ile başlıyor. Norveç’in aldığı bu karara karşı, enerji ihtiyacını karşıladığı Avrupa Birliği harekete geçer ve Rusya ile ortak bir operasyona başlar. Norveç Başbakanı, kendisine yapılan baskılara dayanamaz ve Rusya’nın, Norveç’teki fosil kaynakların işletmesine izin vermek zorunda kalır. (Not 1: Diziyi izlemenizi tavsiye ettiğim için daha fazla spoiler vermek istemiyorum. Not 2: Dizinin şimdiye kadar 18 bölümü yayınlandı, tamamına ulaşamazsanız, ben yardımcı olabilirim)

Teknoloji çağında örgütlenme, enerji politikaları, güvenlik – özgürlük dengesi, hukuk devleti olmanın anlamı, terör eylemi – direniş arasındaki denge, darbe – ihtilal farkı, siyasi ahlak gibi konularda çok güzel hikayeler barındıran bu politik gerilim dizisinde en dikkat çekici detay ise şu: Rusya’ya bir kez elini kaptırırsan, sonunun nereye varacağını, hangi oyunlara muhatap olacağını kestiremezsin. Bir Rus atasözü olduğu iddia edilse de aslında ABD orijinle bir sözde de ifade edildiği gibi; “Ayıyı dansa kaldırırsan, dans, sen vazgeçtiğin vakit değil, ayı vazgeçtiğinde sona erer!”

 

Bölüm 3

Son yıllarda Rusya ile başlayan ve gerçek nedenini bilmediğimiz samimiyetin de etkisi ile Türkiye, NATO’dan gerçekten çıkabilir mi? Bu ihtimalin oldukça düşük olduğunu düşünüyorum:

  1. Türkiye’nin tüm savunma – askeri sistemi, NATO Standartlarına göre hazırlanmış ve kurulmuş bir konsept. NATO’dan çıkılması halinde mecburen Rusya’ya bağımlı bir sisteme geçilmesi gerekiyor. Mevcut askeri ekipmanın, Rusya’dan alınması muhtemel yeni silahlarla uyumulu hale getirilmesi, milyarlarca USD’yi bulacak bir modernizasyona neden olacaktır. Kaldı ki birçok ekipmanın dönüşümünün ise mümkün olamayacağı da bir gerçek. Örneğin tamamen farklı teknoloji içeren savaş uçaklarımız “çöp” olacaktır.
  2. Türkiye’nin yıllık askeri harcamasının 15 – 20 Milyar USD olduğu düşünüldüğünde bu dönüşümün, uzun yıllara sari olması da kaçınılmaz. Zaten oldukça kırılgan hale gelen ve her an büyük bir krize girmesi muhtemel Türk ekonomisinin böyle bir ekonomik bilançoyu kısa vadede karşılaması da mümkün görünmemektedir.
  3. Velev ki Türkiye NATO’dan çıktı ve Rusya ile işbirliğine girdi; Rusya’nın güncel teknolojisini Türkiye ile paylaşacağının da garantisi yok. Rusya, yıllarca işbirliği içinde olduğu, desteklediği hatta askeri üssünün bulunduğu Suriye’ye bile en modern askeri ekipmanları son döneme kadar vermekten imtina etmişti. 6 yıldır iç savaş halindeki Suriye’ye, ancak kendi askerlerini soktuğu 2015’ten sonra modern silah ticareti yapmaya başladı. Bu nedenle Türkiye için belirsiz bir tablo bulunmakta. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak gibi bir durumla karşı karşıyayız.
  4. Rusya’nın Türkiye’ye destek olmak için İncirlik ve diğer askeri üslerin kullanımını isteyeceği de kaçınılmaz. Ülkenize bir kez Rus ordusunu sokarsanız sonunu asla kestiremezsiniz.
  5. Tüm bu ihtimaller nedeniyle -her ne kadar son dönemde oldukça mantıksız işler yapıyor olsa da- Erdoğan Rejimi’nin de Türk Askeriyesi’nin de NATO’dan çıkma fikrinde ciddi olduklarını düşünmüyorum. Kaldı ki; uluslararası arenada Türkiye’nin; ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerle eşit haklara sahip olduğu tek kurum da NATO.
  6. İşin NATO açısından da benzer kritik yönleri var. Bir kere Türkiye NATO’dan çıkar ve Rusya’ya yanaşırsa, NATO Standartlarına göre kurulmuş askeri sistem, ilk defa Rusya tarafından ulaşılabilir duruma gelecek. Bu NATO tarihinde bugüne kadar olmuş bir olay değil. NATO için de ciddi bir güvenlik açığına neden olacak bir vakıa. Bu nedenle her ne pahasına olursa olsun NATO’nun böyle bir eyleme ikna yoluyla veya başka bir yolla engel olacağını düşünüyorum.
  7. Türkiye; dünyanın en büyük ilk 10 silah ithalatçısından biri (Bazı yıllarda ilk beşte yer aldığı da oldu). Resmi olarak açıklanan verilere göre yıllık 2 Milyar USD’yi bulan silah alımı yapıyoruz. Açıklanmayan alımların miktarı ise bilinmiyor. Bu alımların % 70’den daha fazlası NATO üyesi ya da Batı Bloku ülkelerden gerçekleşmekte. Yine alım haricinde, modernizasyon ve diğer askeri harcamalar için NATO üyesi ülkelerin en önemli müşterilerinden biriyiz. Bu nedenle Türkiye’nin NATO’dan kopmasına Batı’nın müsaade edeceğini düşünmek mümkün değil.
  8. Zaten NATO da örneğine pek rastlanmayan bir adım atarak, Türkiye’nin NATO üyeliğinin tartışmaya açık olmadığı açıklaması yapmak zorunda kaldı.

Hal böyleyken Erdoğan’ın, son bir kez daha “NATO’dan çıkarım” söyleminde bulunmasının ve geçen hafta Putin ve Ruhani ile fotoğraf çektirmesinin bir farklı bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Aslında Erdoğan, Batı’ya “Çok zordayım, Rusya da beni çok sıkıştırıyor, beni kurtarın” mesajı göndermekte.

Erdoğan, artık gerek ekonomik, gerek iç politika ve gerek ABD’de devam eden yargı süreçleri nedeniyle fazlasıyla sıkışmış durumda. Bir umut Putin’e yanaşmış olsa da oradan umduğu desteği bulamadığı gibi halen büyük bir muamma olan Büyükelçi cinayeti gibi konular nedeniyle de Putin’e karşı oldukça zayıf durumda.

Putin’den tek başına kurtulmaya da gücü yetmediği için Batı’dan yardım bekliyor. Bununla birlikte Batı’ya karşı, son yıllarda takındığı tavır ve söylem nedeniyle de eli fazlasıyla boş. Aynı zamanda güvenilmez bir lider olarak görüldüğünün de farkında. Tıpkı başka bir çıkışının olmadığının da farkında olduğu gibi.

Ama son gelişmeler, Erdoğan’ın beklediği yardım elini uzatıldığını gösteriyor. Erdoğan’ın Rusya dönüşü üst üste Trump, Macron, Steinmeier ve Merkeş ile telefonda görüşmesi oldukça manidar.

Her ne olursa olsun Erdoğan halen ülkedeki en güçlü ve popüler lider. Bu nedenle Batı yeniden Erdoğan’la çalışmak isteyebilir ama bunu kabul ederken bu sefer elinin oldukça güçlü olduğunun da farkında. Bu hafta Kılıçdaroğlu eliyle sızdırılan evrakların, bugüne kadar Erdoğan’a en ufak olumsuz laf etmeyen İngiltere’den sızmış olması da aslında Erdoğan’a verilen bir mesaj. Yine ABD’de devam eden yargı sürecinde Reza Zarrab’ın anlattıklarının ve anlatacaklarının sonuçlarını bizden daha çok Erdoğan biliyor olmalı.

Erdoğan, Batı’dan beklediği desteği alabilmek ve ABD Yargısının muhtemel kıskacından kendisini ve ailesini kurtarabilmek için öncelikle tutarsızlıklarından vazgeçerek güven vermesi gerekecektir. Yine başta Avrupa Birliği olmak üzere Batı’nın yıllardır dile getirdiği, başta Terörle Mücadele Kanunu olmak üzere hukuk ihlallerine neden olan uygulamalardan vazgeçmek zorunda kalacaktır. Nihayetinde Batı; hukukun üstünlüğünün sağlanmadığı, kendi vatandaşlarının bile pazarlık amacıyla tutuklandığı bir ülkeye bir kez daha destek vermekten kaçınacaktır.

Hukuka yeniden dönmek, Erdoğan için tek çare. Eğer hukuka dönmeyi kabul ederse –vicdanlarda geçmiş günahlarından kurtulamayacak olsa da- hukuken ve siyaseten kurtulmak için bir şansa sahip. Batı’nın Erdoğan’ın yardım çığlığına cevap verip vermeyeceğini, Reza Zarrab’ın açıklamalarından anlayabiliriz. Reza Zarrab’a “cash to yukarı kimdir” sorusu sorulmaz ise bilin ki ABD, Erdoğan’a yardım elini uzatacaktır.

Çok değil iki gün daha bekleyeceğiz.

●○•○●

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz bu tweeti, retweet edebilirsiniz: