Çok partili siyasi hayatın başlamasından sonra 1950 seçimleri dahil 68 yılda 19 genel seçim pratiğimiz oldu. Yine bu 68 yılda, 48 ayrı hükümet kuruldu. Hükümet sayısının fazlalığına aldanmayın; bu hükümetlerden beşi Demokrat Parti hükümeti, dokuzu AKP hükümeti vs. Adalet Partisi (ve Doğru Yol Partisi), ANAP, CHP hükümetleri de en az dörder kez kurulmuş. Hülasa iktidar partisi veya başbakan değişmeden kurulan birçok hükümet var.

Burada inceleyeceğimiz konu; Türk siyasetinde seçimle iktidar değişimi mümkün müdür? Mümkünse buna hangi faktörler neden olmuştur?

14 Mayıs 1950 seçimleri ile iktidara gelen Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 darbesine kadar 1954 ve 1957 seçimlerinden de ezici çoğunlukla zaferle ayrıldı. Özellikle iktidarının son yıllarındaki anti-demokratik uygulamalarına rağmen halktan teveccüh görmeye devam etti. Bu zaferlerin siyasal bir çok açıklaması olabilir ama sosyolojik bakımdan basit bir argüman yeterlidir kanımca: Özellikle Atatürk’ün ölümünden sonraki tek parti döneminde mağdur edilen (ya da mağdur edildiğini düşünen) kesimlerde oluşan tek parti (CHP) alerjisi – korkusu, seçmende Menderes’in kurtarıcı olarak görülmesine neden olmuştu. Bu nedenle türlü sorunlara rağmen Menderes, seçmeden destek almaya devam etti. Menderes’in iktidardan gitmesi seçimle değil bir askeri darbe ile oldu.

Askeri darbe sonrası yapılan seçimlerden İsmet İnönü’nün CHP’si birinci parti çıksa da tek başına çoğunluk elde edemedi ve koalisyonlar dönemi başladı. İnönü, önce Süleyman Demirel’in Adalet Partisi ile sonra Demokrat Parti’nin merkez kanadını temsil eden Ekrem Alican’ın kurduğu Yeni Türkiye Partisi ve Osman Bölükbaşı’nın Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ile koalisyon hükümetleri kurdu.

Başarılı şekilde yürümeyen bu denemelerden sonra yine İnönü; bağımsız milletvekillerinin desteği ile azınlık hükümeti kurdu. 15 aylık bu süreç sonunda İnönü iktidardan ayrılmak zorunda kaldı. İktidardaki bir partinin ve başbakanın, iktidardan demokratik yollarla ayrılmasının ilk örneği olan bu olayın görünürdeki sebebi, İnönü’nün bütçesini TBMM’den geçirememesi olarak görünse de temelde yatan sebep, 1964 Kıbrıs olayları sırasında Türkiye’nin adaya müdahalesinin ABD tarafından engellemesi üzerine İnönü’nün alternatif çözüm de üretememiş olmasıydı.

Sonrasında bağımsız milletvekili Suat Hayri Ürgüplü’nün başbakanlığında kurulan seçim hükümetinde Adalet Partisi, Yeni Türkiye Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve Millet Partisi koalisyon ortağı oldu.

demirel
Demirel ve ünlü şapkası

10 Ekim 1965 seçimlerinden Demirel’in Adalet Partisi tek başına iktidar olarak çıktı. Bu seçimle yeni bir iktidar yapısı oluşmuş olsa da zaten öncesinde kurulan Ürgüplü hükümeti bir seçim hükümeti idi. 2 Ekim 1969 seçimlerinden de Demirel tek başına iktidar olarak çıktı ve istifa etmek zorunda kaldığı 12 Mart 1971 muhtırasına kadar görevde kaldı. 1971 Muhtırası ile bir cumhuriyet hükümeti ikinci kez askeri darbe ile iktidardan uzaklaştırılmış oldu.

Sonrasında Adalet Partisi, CHP ve Turhan Feyzioğlu’nun Güven Partisi’nin destek verdiği Nihat Erim ve Ferit Melen hükümetleri kuruldu. İnönü’nün CHP kongresinde Bülent Ecevit’e mağlup olması ile CHP iktidara desteğini çekince Naim Talu başbakanlığında seçim hükümeti kuruldu.

ecevit
Ecevit, “Ortanın Solu – Demokratik Sol” söylemiyle “tek parti” CHP’sini dönüştürmeye çalıştı

4 Ekim 1973 tarihinde yapılan seçimlerde, normal siyasi zeminde seçimle ikinci kez yeni bir iktidar yapısı oluştu. Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran Demirel, seçimden ikinci parti olarak çıktı. Yeni bir söylem ile CHP’nin başına geçen Ecevit, Necmettin Erbakan’ın MSP’si ile koalisyon hükümeti kurdu. Kıbrıs Barış Harekatı’nı da gerçekleştiren bu hükümetin ömrü kısa oldu. Tarihi bir laik-dindar uzlaşısı olarak görülen CHP-MSP koalisyonu, siyasi görüşleri sebebiyle 1971 muhtırası sonrasında yasal takibe alınan kişilerin genel af kapsamına alınması ve Kıbrıs ile ilgili anlaşmazlıklar nedeniyle, Kıbrıs Barış Harekatı’nı da gerçekleştiren bu hükümetin ömrü kısa oldu. Böylece daha önce 1964 Kıbrıs Krizi sonrasında iktidardan olan CHP, ikinci kez normal siyasi zeminde, seçim olmaksızın iktidardan ayrıldı. Yerine Demirel Başbakanlığında, Adalet Partisi, MSP, Türkeş’in MHP’si ve Feyzioğlu’nun Güven Partisi’nden mütevellit “1. Milliyetçi Cephe Hükümeti” kuruldu.

İki yıl süren 1. Milli Cephe Hükümeti’nde yer alan partilerden hiçbiri; 5 Haziran 1977 tarihinde yapılan seçimlerden birinci parti olarak çıkamadı. Seçimden birinci parti çıkan CHP; Ecevit başkanlığında bir hükümet kursa da güvenoyu alamadığı için yeniden önceki sisteme dönüldü. Yine Demirel liderliğinde Adalet Partisi, MSP ve MHP koalisyonu ile 2. Milliyetçi Cephe Hükümeti kuruldu, iktidar değişmemiş oldu. Ancak bu hükümet; siyasi tarihimize “Güneş Motel Olayı – 11’ler Olayı” olarak geçen kirli bir vakıa ile CHP tarafından gensoru ile düşürüldü. Bu olay siyasi tarihte gensoru ile ilk hükümet düşürme olayıdır.

Sonrasında Güneş Motel pazarlığı ile CHP’ye destek veren milletvekillerinin çoğunluğunun ve Feyzioğlu’nun Güven Partisinin de yer aldığı Ecevit hükümeti kuruldu. Ancak Ecevit vaatlerini gerçekleştiremedi. Hızlanan terör, Malatya ve Maraş olayları, ciddi boyutta ekonomik kriz, önlenemeyen ve çözülemeyen kuyruklar ve grevler, Güneş Motel olayı ile desteği alınan vekiller hakkındaki yolsuzluk iddiaları sebebiyle Ecevit istifa etmek zorunda kaldı. Böylece CHP, üçüncü kez normal siyasi zeminde seçim olmadan iktidardan ayrıldı. Yerine 12 Kasım 1979 tarihinde kurulup 12 Eylül 1980 darbesine kadar göreve kalacak Demirel azınlık hükümeti kuruldu. Bu hükümete MHP ve MSP dışarıdan destek verdiği için “Kerhen Milliyetçi Cephe Hükümeti” denmişti.

Burada ara bir sonuç yazacak olursak, 1950 – 1980 arası Türk siyasetinde iktidar olan liderler / partiler; üç kez askeri darbe ile üç kez de istifa etmek zorunda kalmak suretiyle iktidarını kaybederken seçim başarısızlığı nedeniyle iktidardan uzaklaşma durumu iki kez oldu.

6 Kasım 1983 seçimleri ile iktidar olan Turgut Özal’ın ANAP’ı, 20 Ekim 1991 seçimlerindeki yenilgisine kadar iktidarda kaldı. Bu seçimle üçüncü kez seçimle iktidar değişimi meydana geldi. Kurulan DYP – SHP koalisyonu 24 Aralık 1995 seçimlerine kadar devam etti. Bu seçimlerden Erbakan’ın Refah Partisi zaferle çıkmasına rağmen tek başına hükümet kurma çoğunluğuna ulaşamadı. Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, teamül dışına çıkarak hükümet kurma görevini Mesut Yılmaz’a verdi. Yılmaz’ın kurduğu ANAP – DYP koalisyon hükümeti, sadece 3 ay iktidar olabildi; Türkbank yolsuzluğu sebebiyle gensoru ile düşürüldü.

Ardından kurulan Erbakan başbakanlığındaki RefahYol hükümeti de 28 Şubat darbesi ile iktidardan ayrılmak zorunda kaldı. Tekrar Mesut Yılmaz başbakanlığında, ANAP, DSP ve -Refah Partisi ile koalisyon yapılması nedeniyle- DYP’den kopanların kurduğu DTP arasında koalisyon hükümeti kuruldu. Ancak siyasi çatışmaların eksik olmadığı bu hükümet de uzun sürmedi ve Ecevit başkanlığında DSP azınlık ve seçim hükümeti kuruldu.

Abdullah Öcalan’ın teslim edildiği bir ortamda gidilen seçimler sonrasında Ecevit iktidarına devam etti ve DSP, MHP ve ANAP koalisyonu kuruldu. 1999 ve 2000 ekonomik krizleri sebebiyle ağır bir döneme giren ülke, Bahçeli’nin çıkışı ile erken seçim kararı aldı.

3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde, seçim öncesi TBMM’de temsil edilen altı parti de baraj altında kaldı; sadece AKP ve CHP’den müteşekkil bir meclis kuruldu. Bu şekilde dördüncü ve son kez seçimle iktidar değişimi gerçekleşmiş oldu. Sonrası ise malum. İktidardan gitmemek için türlü manevralar içine giren bir iktidar var karşımızda.

Genel tabloya bakacak olursak; 1950 – 2018 arası Türk siyasetinde iktidar olan liderler / partiler; dört kez askeri darbe ile dört kez de istifa etmek zorunda kalmak suretiyle, iki kez gensoru ile iktidarını kaybetti. Seçim başarısızlığı nedeniyle iktidardan uzaklaşma durumu da sadece dört kez oldu. Bunlar da;

  • Menderes’in asılması nedeniyle toplumda oluşmuş hüzün ve mağduriyeti temsil eden ve bunu oya çevirebilen Demirel (1965),
  • Yeni bir sol söylemle rüzgarı arkasına alan Ecevit (1973),
  • ANAP’ın yozlaşmış sisteminden bunalan halka karşı popülist vaatlerde bulunan ve siyasi yasakların kalkması sonrası oluşan ortamdan faydalanan Demirel (1991),
  • 1999 ve 2000 krizleri nedeniyle nerdeyse nefret objesi haline gelen iktidardan hesap sormak isteyen ve ciddi bir ekonomik mağduriyet yaşayan toplumun karşısına, okuduğu şiir sebebiyle de mağdur edilmiş rolü ile çıkan Erdoğan (2002),

sayesinde mümkün oldu. Bu kişilerin başarısındaki ortak özelliklerden biri de o dönemki siyasi şartlarda toplumla daha doğrusu toplumun mağdur kesimleri ile en iyi duygusal bağı kurabilmiş kişiler olmasıydı.

Bu şartlar altında ciddi bir ekonomik kriz olmadıkça veya seçmenin Erdoğan’dan daha iyi bir duygusal bağ kurabileceği bir lider çıkmadıkça seçimle iktidar değişimi mümkün görünmemektedir.

●○•○●

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz aşağıdaki tweeti, retweet edebilirsiniz: