Daha önce bu blogda paylaştığım iki yazıda “af” konusunu işlemiş (Yazı1 Yazı2), bir yazıda da MHP’nin af teklifini değerlendirmiştim (Yazı3). Son bir yıldır gündemde olan ve son günlerde özellikle sosyal medyada sıkça TrendTopic yapılan af konusu ile ilgili gündeme gelen son iddiaları, Türk Ceza Kanunu m. 314/2’de düzenlenen “terör örgütü üyeliği suçu” özelinde, iş bu yazıda toparlamak istiyorum.

Öncelikle şu teknik bilgi ile başlayalım. Türk Ceza Kanunu’nun “Af” başlıklı ilgili maddesi şu şekildedir:

Madde 65-

(1) Genel af halinde, kamu davası düşer, hükmolunan cezalar bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalkar.

(2) Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adlî para cezasına çevrilebilir.

(3) Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini devam ettirir.

Maddenin 3. fıkrasından da anlaşılacağı üzere, bir affın; genel mi yoksa özel mi olduğu, affın hukuki niteliğine ve sonuçlarına göre belirlenir. Bir af, suçu tüm neticeleriyle ortadan kaldırıyorsa o af genel aftır. Özel af ise ceza mahkumiyetinin hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz. Örneğin; kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı nedeniyle meslekten atılan bir kamu görevlisi “genel af” haline memuriyete geri dönme hakkı kazanır.

Bu kısa teknik bilgiden sonra; “terör örgütü üyeliği suçu” yönünden, son günlerde iktidara yakın kişilerin beyanları ve sosyal medyada yer alan bazı iddialar bağlamında, “genel çerçeve” şu şekildedir:

 

1. GENEL AF: Bu suçla yargılanan veya mahkumiyet alan kişiler yönünden bir Genel Af iddiası bugüne kadar dile getirilmedi. Böyle bir düzenleme yapılması ihtimalini de şu konjonktürde mümkün görmüyorum.

2. ÖZEL AF: Örneğin; “TCK m. 314/2 hükmünden ceza alan kişilerin aldığı cezalardan bir seferliğine 5 yıl indirim yapılır” şeklindeki bir düzenleme “özel af”tır. Bu suçla yargılanan veya mahkumiyet alan kişiler yönünden bir Özel Af ihtimali az da olsa vardır. Ancak böyle bir düzenleme yapılması, bu iddiaya muhatap olan kişilerin yargılanmasını ve mahkumiyet almasını ve de bunun diğer sonuçlarını engellemeyecektir. Sadece cezanın infazını ortadan kaldıracaktır veya infaz yöntemini değiştirecektir. 

3. İNFAZ KANUNLARINDA DÜZENLEME YAPILMASI: Türk Ceza Hukuku’nun en karmaşık alanlarından biri “infaz rejimi”dir. Halen infaz sistemine ilişkin beşten fazla mevzuat vardır ve her suç türüne özgü olarak da farklı infaz süresi hesaplama yöntemleri vardır. İşlenen suçun 01.06.2005 öncesi, 01.06.2005 – 01.07.2016 arası, 01.07.2016 sonrası işleniş olmasına göre infaz hesaplaması değişebildiği gibi, sanığın yaşı, işlenen suçun niteliğine göre de hesaplama değişmektedir. Ama kabaca TCK 314/2 için genel uygulama; sanığın, alınan mahkûmiyet kararının dörtte üçünü yattıktan sonra “koşullu salıverme” hükümlerinden yararlanabilmesi şeklindedir. Bu sürenin de son 12 ayını “denetimli serbestlik” hükümleri gereğince cezaevi dışında geçirecektir. Örneğin, 6 yıl 3 ay ceza alan bir kişinin hesaplaması şu şekildedir:

Mahkumiyet süresi : 6 yıl 3 ay = 75 ay = 2.250 gün

İnfaz süresi (3/4) : 1.687 gün = 56 ay 7 gün

Denetimli Serbestlik : 12 ay

Cezaevinde yatacağı süre : 56 ay 7 gün – 12 ay = 44 ay 7 gün

Konumuza dönersek; Avrupa Birliği Uyum Yasaları kapsamında İnfaz Kanunlarında değişlik yapılacağı, ilk elden Adalet Bakanı tarafından da açıklandı. Bu bağlamda, TCK m. 314/2 yönünden de infaz rejiminin iyileştirilmesi ihtimali oldukça yüksek. Ayrıca bir seferliğine mahsus geçici bir madde ile mevcut sanık veya mahkumların infazlarının kaldırılmasından da söz ediliyor.

af

Bu olası uygulama, ceza baskısı altında kişilerin hürriyetlerine ilişkin bir iyileştirme barındırıyor olsa da bir “af” düzenlemesi olmadığı için kişilerin yargılanmalarını veya mahkum olmalarını engellemeyecektir. Bu nedenle daha kalıcı ve etkili bir çözüm için mücadele etmek gerekmektedir.

4. CEZA MEVZUATINDA DEĞİŞİKLİK: Avrupa Birliği’nin uzun yıllardır Türkiye’ye yönelik eleştirilerinin başında, mevzuatın “Terör Suçları”na ilişkin hükümlerinin “öngörülebilir, net ve objektif kriterlere sahip olmaması” idi. Özellikle “vizesiz seyahat” pazarlıklarının yapıldığı günlerde, AB’nin özellikle direttiği konu bu sorunun giderilmesi idi. Bakanlıkta bu konuda da bir çalışma olduğu, “silahlı eylem, cebir ve şiddet” gibi fillere katılmayan kişilerin TCK m. 314 kıskacından çıkaran bir değişikliğin düşünüldüğü ifade ediliyor. Eğer bu değişiklik yapılırsa, TCK m. 314 yönünden, Türk Yargısı ile muhatap olmuş 600 bini aşkın insanın belki de % 95’inden fazlası aklanmış olacak. Bu değişikliğin yapılması halinde, silahlı eyleme katılmamış hiç kimse, yargılansa dahi mahkumiyet kararına muhatap olmaz. Bir anlamda “genel af” gibi bir sonuca ulaşmış olur.

5. RAHŞAN AFFI: Kamuoyunda Rahşan Affı olarak bilinen uygulama daha önce bir çok kez uygulandı. Bu uygulama; soruşturmanın, yargılamanın veya kesinleşmiş hüküm var ise infazın belirlenmiş bir süre kadar durdurulması, bu süre içinde ilgili kişi kasıtlı başka bir suç işlemez ise sürenin sonunda hakkında yargısal sürecin tüm sonuçları ile ortadan kaldırılması şeklindedir. Bu uygulama daha önce birkaç kez dile getirilmiş olsa da bugünlerde pek konuşulmamaktadır.

6. YORUM DEĞİŞİKLİĞİ: Son günlerde dillendirilen bu iddiaya göre; silahlı bir eylemi olmayan kişilerin TCK m. 314/2’deki “silahlı terör örgütü üyeliği”nden değil TCK m. 220/2-3’teki “silahlı örgütü üyeliği” suçundan yargılanacağı ve/veya cezalandırılacağı yönündedir. Bu yönde bazı savcılar tarafından mütalaa verildiği de ifade edilmektedir

TCK m. 220’nin ilgili hükümleri şu şekildedir:

TCK 220-

(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.

TCK m. 314/2’de olası bir mahkumiyette, sanığın alacağı ceza süresi; -1/6 oranında takdiri indirim de yapılırsa- 6 yıl 3 ay ile 18 yıl 9 ay arasında idi. Ama TCK m. 220’den ceza alması halinde bu süreler; -1/6 oranında takdiri indirim de yapılırsa- 1 yıl 15 gün ile 3 yıl 9 ay arasında olacaktır. Ayrıca TCK m. 220 yönünden infaz süresi 3/4 oranından değil 2/3 oranındadır ve denetimli serbestlik süresi 24 aydır. Bu bağlamda, 3 yılı aşkın ceza almamış bir kimse cezaevine girmeyecektir. Kaldı ki bu suç türü bakımından; Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması prosedürü de uygulanabilir olacaktır.

***

Bu ihtimallerden hangisinin ve ne zaman gerçekleşeceği; Recep Tayyip Erdoğan’ın vereceği karar bağlı. Genel kanaat, 31 Mart seçimleri öncesinde bir adım atılacağı yönünde. Ama mevcut kabineden iki bakanın, özellikle TCK m. 314/2’den yargılanan kişilerin faydalanacağı bir değişliğe karşı çıktığı net olarak biliniyor. Dilerim tüm mağdurların maksimum fayda sağlayacağı bir değişiklik çok kısa süre içinde gerçekleşir.

●○•○●

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz aşağıdaki tweeti, retweet edebilirsiniz: