Bugün, bir takipçimden gelen bir yazıyı misafir ediyorum. Yazıdaki görüşler, yazara aittir, blog sahibi tarafından onaylandığı anlamına gelmez.

*****

Hizmet Hareketi mensupları, genel olarak misyonlarını; İslam Dinini tüm dünyada evrensel değerlerle barışık bir şekilde temsil etme ve bu temsil yoluyla bir yandan dünyada sulh adacıkları oluştururken diğer yandan da ahiretlerini kazanma olarak tanımlamaktadır. Yine diyalog ve hoşgörünün Hareketi tanımlayan temel değerlerden olduğunu da iddia etmektedirler.

Bugün, ifade özgürlüğünün evrensel bir değer olduğu hususu tartışmasız olup;

  1. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi,
  2. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi
  3. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi,
  4. Amerika İnsan Hakları Sözleşmesi,
  5. Afrika İnsan ve Halkların Hakları Sözleşmesi, ifade özgürlüğünü tanımış ve koruma altına almıştır.

İfade özgürlüğü, münhasır bir hak olduğu gibi başka evrensel hakların etkili şekilde kullanılabilmesinin de bir aracıdır. İfade özgürlüğü;

  1. Kanaat sahibi olma,
  2. Bilgi ve kanaatlere ulaşma,
  3. Bilgi ve kanaat açıklama,

özgürlüklerini kapsar.

İfade özgürlüğünün en önemli unsuru, düşüncenin serbestçe açıklanabilmesidir. Açıklama kavramı; düşünceyi savunmayı, başkalarına anlatmayı, yayımlamayı (basın özgürlüğü), benimsetmeye çalışmayı (telkin etmeyi) ve önermeyi içerir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, ifade özgürlüğü, yalnızca üzerinde ittifak edilen ya da çoğunluk tarafından desteklenen düşüncelerin açıklanmasını değil, başkalarının çıkarlarına zarar verme tehlikesini barındıran ya da fiilen zarar veren ifadeyi de korur. İfade özgürlüğü, küçük gruplar veya tek bir kişi tarafından dile getirilen bilgi ve kanaatleri de bunlar çoğunluğa sarsıcı gelecek türden olsa bile kapsar. Yine, AİHM, [sadece] olumlu karşılanan ya da kimseye saldırgan gelmeyen ya da insanların kayıtsız kalabildiği bilgi ve fikirler değil, saldırgan gelen, sarsıcı nitelik taşıyan ya da rahatsız eden fikirler de ifade özgürlüğü koruması altındadır; demokratik toplumun vazgeçilmez özellikleri olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri bunlardır.[1]

ifade

John Stuart Mill, ‘düşünce ve ifade özgürlüğü hakikate ulaşmada, dolayısıyla insanlığın mutluluğunda yadsınamaz öneme sahiptir’ dedikten sonra ifade özgürlüğünün sınırlandırılması ya da düşüncenin susturulması durumunda ortaya çıkabilecek sonuçları dört maddede açıklamıştır:

  • Susturulan düşüncenin doğru olabileceği göz ardı edilmiş olur,
  • Susturulan düşünce yanlış olsa bile hakikat barındırma olasılığı göz ardı edilmiş olur. Ayrıca hakikat olarak kabul edilen düşüncenin susturulan düşünceyle karşılaştırılarak kendini tamamlaması engellenmiş olur,
  • Susturulan düşünce tamamen yanlış olsa da diğer yanda hakikat olduğuna inanılan düşünce susturulan düşüncelerle karşılaştırılmadığı için nedenleri unutulur ve yalnızca bir önyargı halini alır.[2]

* * * * *

fg

Yazı, Hizmet Hareketi ve İfade özgürlüğü üzerine olduğu için Hareketin kurucusu olan Fetullah Gülen’in bir bireyin kişilik haklarını ihlal ettiği düşünülen ifadeler karsısında tavrın ne olması gerektiğine dair düşüncelerine bir bakalım: ‘makul şekilde izahatta bulunur ve hatalarını düzeltmeye çalışırız. Hâlâ inat ediyorlarsa tekziplerde bulunuruz. Yine hatalarından vazgeçmez ve temerrütlerini sürdürürlerse tazminat davaları açarız. Fakat bunları yaparken bile hep hukuk ve ahlâkın bize çizdiği sınırlarda kalmaya dikkat eder ve katiyen centilmenlikten fedakârlıkta bulunmayız. Hep insanca davranırız. Bir kısım tavzih, tashih ve tekziplerde bulunurken bile sözlerimizle, davranışlarımızla, bakışlarımızla ve ifade tarzımızla hep karşı tarafa olumlu mesajlar vermeye çalışır ve asla kendi karakterimizden taviz vermeyiz.’[3]

Peki, Hareket mensupları ifade özgürlüğünü ne kadar içselleştirmiştir? Bu soruya cevap vermek uzun akademik bir inceleme gerektirse de Zaman Gazetesi eski Almanya temsilciliğine yapmış olan Mahmut Çebi’nin, Gülen’e yönelik sert bir eleştiri içeren tweetine gösterilen sanal linç olarak tanımlanabilecek reaksiyon bu konuda olumlu bir kanaat hasıl etmiyor.

Çebi’nin ‘Amerika’dakiler “Hocaefendi bu lanetli süreçte hiç hata yapmadı.” demeye başlamışlar. Bunu diyenlerden şunu rica ediyorum. Hocaefendinin bu süreçte yaptığı doğruları yazabilirler mi?’ seklindeki tweetine verilen 500 civarında cevap kabaca 2 grupta toplanabilir. Çok küçük bir oranı teşkil eden sosyal medya kullanıcıları, Çebi’nin de merak ettiği ‘doğruları’ yazmış ki bu kategoride en çok vurgulanan ‘doğru’ tüm haksızlıklara rağmen Hareket mensuplarına şiddetten uzak durma tavsiyesinin ısrarla tekrarlanması ve mağdurlar ile yardımlaşmanın teşvik edilmesi.

Ancak ve maalesef, tepkilerin çok büyük kısmı çok sevdiklerini iddia ettikleri Hizmet Hareketi ve Gülen’in doğrularını sıralamak yerine, eleştiri sahibine karşı iftiralar ve bir kişi hakkında ancak Allah’ın bilebileceği hükümler ihtiva ediyor.

Tepkilerin birçoğu, burada örneklendirmek istemediğim çirkinlik ve sığlıkta. Çebi, mesleki yetersizlik, yolsuzluk, menfaatçilik, nifak, elenme ile suçlanıyor, daha kötüleri de yok değil.

En dikkat çekici, tepkilerden birisi kendisi de süreç mağduru olan bir gazetecinin Çebi’yi OdaTv’ye konuşmaya davet etmesi ki bir gazetecinin kendi meslektaşına karşı tahammülsüzlüğü ayrıca üzücü.

Bu yazıdaki argümanıma, Çebi’ye verilen tepkinin Hizmet Hareketi’ni temsil etmediği, yazanların Hizmet Hareketi mensubu görünümündeki (ak)troller olduğu şeklinde cevap verenler olacaktır. Pek tabii ki, bu karşı argüman da belirli ölçüde doğru olabilir ama Çebi’ye ve daha önce de başkalarına yönelik benzer linçler karşısında Hizmet elitlerinin ve aynı kurumlarda çalıştığı meslektaşlarının suskunluğu, tahammülsüzlüğün yaygın ve baskın olduğuna dair bir kanaat elde etmek için yeterli görünüyor. Bu da maalesef, İslam Dinini tüm dünyada evrensel değerlerle barışık bir şekilde temsil etme iddiasına dair önemli bir tutarsızlığa işaret ediyor.

Ben de süreç mağduru bir birey olarak, bu linçci tavır ile ortaya çıkan tahammülsüzlük zemininde kendimi Hizmet ile tanımlamakta zorlanıyorum. Bu tahammülsüzlük ile Hizmet eliti mücadele etmez ise çoğulculuk ve çeşitliliğin giderek azalacağı ve Hizmet’in anakronik bir Nurculuğa dönüşeceği endişesi taşıyorum. Üstad Hz.lerinin mektupları üzerine 100. kez aynı yazıları yazan İlahiyatçı elitin bu konuya da kafa yormasını istirham ediyorum. Selametle.

Not 1: Mahmut Çebi’yi tanımıyorum.

Not 2: Bir an için, ‘Değerler’ üzerinden analizi bir yana bırakıp, pragmatik açıdan bakacak olursak da eleştiren ve konuşandan korkmak ve nefret etmek son derece mantıksız. Hizmet’e açık ve şeffaf biçimde konuşanlar mı zarar verdi ve verebilir, yoksa adını daha önce hiç duymadığınız bir anda 15 Temmuz’da Akıncı Üssü’nde ortaya çıkanlar mı zarar verdi, veriyor ve verebilir?

[1] http://www.inhak.adalet.gov.tr/inhak_bilgi_bankasi/el_kitaplari/ifade_ozgurlugu.pdf

Handyside v. Birleşik Krallık, 1976; Sunday Times v. Birleşik Krallık, 1979 vd.

[2] http://ps-europe.org/tr/ifade-ozgurlugu-john-stuart-mill/

[3] http://www.ozgurherkul.org/kirik-testi/kirik-testi-zulum-karsisinda-alinacak-tavir/

*****

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz aşağıdaki tweeti, retweet edebilirsiniz: