SUNUŞ 

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi koruması altındaki haklar bakımından, hak ihlali iddiası ile İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvuru yapılabilmektedir. Ancak Sözleşme’nin, “Kabul edilebilirlik koşulları” başlıklı m. 35 hükmüne göre; “Mahkemeye ancak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen ilkeleri uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra” başvurulabilir. İş bu çalışmada, Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbiri kararları bakımından, “iç hukuk yollarının tüketilmesi” şartı tartışılacaktır.

 

A- GİRİŞ

1. 2005 yılında yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), Türk Ceza Hukuk Sistemi’ne, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” adıyla yeni bir tedbir usulü getirmiş ancak bu tedbir, 2015 yılına kadar hiçbir şekilde uygulanmamıştır. İlk uygulaması da 26 Ekim 2015 tarihinde Koza İpek Holding ve bağlı şirketlere yönetim kayyımı atanması ile olmuştur. Sonraki süreçte Gülen Cemaati ile irtibatlı olduğu iddia / ifade edilen bazı büyük şirketlere de uygulanmaya devam etmiştir. 15 Temmuz darbe girişiminin sonrasında ise rutin bir uygulama haline gelmiştir.

2. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından yayınlanan güncel verilere göre 1000’e yakın şirket hakkında “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbiri devam etmektedir.

3. Bu tedbirin dayanağı olan CMK m. 133 metni şöyledir:

“Şirket yönetimi için kayyım tayini

Madde 133

1) Suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hâkim veya mahkeme, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabilir. Atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığı veya yönetim organının yetkilerinin ya da yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiği açıkça belirtilir. Kayyım tayinine ilişkin karar, ticaret sicili gazetesinde ve diğer uygun vasıtalarla ilan olunur.

2) Hâkim veya mahkemenin kayyım hakkında takdir etmiş bulunduğu ücret, şirket bütçesinden karşılanır. Ancak, soruşturma veya kovuşturma konusu suçtan dolayı kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararının verilmesi halinde; ücret olarak şirket bütçesinden ödenen paranın tamamı, kanunî faiziyle birlikte Devlet Hazinesinden karşılanır.

3) İlgililer, atanan kayyımın işlemlerine karşı, görevli mahkemeye 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 29.6.1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurabilirler.

4) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir.

a) Türk Ceza Kanununda yer alan,

1- Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),

2- Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),

3- Parada sahtecilik (madde 197),

4- Fuhuş (madde 227),

5- Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (madde 228),

6- Zimmet (madde 247),

7- Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),

8- Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),

9- Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337),

                   Suçları,

b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları,

c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,

d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar,

e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.

(5) (Ek: 1/7/2016-6723/32 md.) Bu madde uyarınca atanan kayyımların görevleriyle ilgili iş ve işlemlerinden dolayı tazminat davaları, 142 ila 144 üncü maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılır. Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan kayyımlara bir yıl içinde rücu eder.”

 

B- ŞİRKET YÖNETİMİ İÇİN KAYYIM TAYİNİ TEDBİRİNİN AMACI

4. Türk Hukuku’nda benzer bir uygulama daha önce İcra İflas Kanunu’nda yer alan “İflasın ertelenmesi”tedbiri ile bulunmaktaydı. Bu tedbirdeki amaç, hukuken ve/veya fiilen borca batık bir sermaye şirketi veya kooperatif hakkında kanunda sayılan şartların gerçekleşmesi halinde iflas yerine geçici olarak iflasın ertelenmesi kararı verilmesine yönelikti. Bu tedbir sayesinde şirketin veya kooperatifin faaliyetine devam etmesi ve yeniden sağlıklı bir mali yapıya ulaşması hedeflenmekteydi. İflasın ertelenmesi tedbirin bu birincil amacının yanı sıra ikincil amacı da bu şirketle veya kooperatifle ticari ilişki içindeki diğer kişi veya kuruluşların haklarının korunması idi.

5. CMK ile getirilen “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirindeki amaç ise bir şirketin faaliyeti çerçevesinde suç işlenmiş olma ihtimali bulunduğu durumlarda da şirket faaliyetine müdahale edilse dahi hem şirketin hem hissedarların hem de bu kişilerle ilişkili üçüncü kişilerin haklarının korunmasına yöneliktir.

6. Bu tedbir ile şirket faaliyeti çerçevesinde yeni bir suç işlenmesine engel olmak; kanuni bir amaç taşısa da bu müdahale yapılırken tüm tarafların haklarının korunmasına dikkate etmek ve bu şekilde tedbirin ölçülü uygulanmasını sağlamak dikkat edilmesi gereken başka bir kuraldır.

 

C- ŞİRKET YÖNETİMİ İÇİN KAYYIM TAYİNİ TEDBİRİNİN ŞARTLARI

7. CMK m. 133’e göre “Şirket Yönetimine Kayyım Tayini” için bazı şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Madde metninde sınırlı sayıda yer alan bu şartları, şu şekilde tarif edebiliriz:

a. Şirketin Faaliyeti Çerçevesinde İşlenmekte Olan Bir Suç Olması: Şirketlerin faaliyetleri kapsamında ve şirket bünyesi altında bir suç işlenmesi durumunda bu tedbirin uygulanması söz konusu olabilecektir.

b. Suçun Devam Ediyor Olması (Zincirleme / Kesintisiz / Temadi Suç): “Şirket Yönetimine Kayyım Tayini” için CMK m. 133’te sayılan suçlardan en az birinin şirketin faaliyeti çerçevesinde “işlenmekte olması” aranır. Dolayısıyla “tamamlanmış” suçlar için kayyım atanması mümkün değildir. Buradaki ifade CMK’nın TBMM’ye sunulan teklif metninde “işlendiği” olarak yer almakta idi. Ancak TBMM Adalet Komisyonu’nda yapılan görüşmeler sırasında “işlenmekte olduğu” olarak değiştirilmiş ve TBMM Genel Kurul’unda da “işlenmekte olduğu” şeklinde yasalaşmıştır. Kanun koyucu, bu değişiklikle “tamamlanmış” suçlarda kayyım tayinine gerek görmediğini bilinçli olarak ifade etmiştir. Zaten değişiklik gerekçesinde de “…bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olsa bile, tamamlanmış olan bir suçla ilgili olarak şirket yönetimine kayyım tayin edilemez…” ifadeleri açıkça yer almaktadır.

c. İşlenmekte Olan Bir Suç Olduğu Hususunda Kuvvetli Şüphe Bulunması: Sanığın eldeki delillere bağlı olarak yürütülecek soruşturmada ve sonrasında kovuşturmada, mahkumiyet hükmü kurulacak olması kuvvetle muhtemel ise “kuvvetli şüphe”nin varlığından söz edilebilir. Kanun koyucunun, “Şirket Yönetimine Kayyım Tayini” tedbiri için kuvvetli şüphe şartı öngörmesi bilinçli bir tercihtir. Her ne kadar bu tedbir; şirket, hissedar(lar) ve üçüncü tarafları koruyacak şekilde ölçülü olarak uygulanmak zorunda olsa nihayetinde serbest piyasaya ve teşebbüs hürriyetine bir müdahale sonucu doğurmaktadır. Bu nedenle basit veya makul şüphe ile hareket edilmesi mümkün değildir.

d. Maddi Gerçeğin Ortaya Çıkarılması İçin Gerekli Olması: “Şirket Yönetimine Kayyım Tayini” tedbirinin uygulanabilmesi için CMK m. 133 ile “maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması”şartı getirilmiştir. Bu hüküm, uygulamada ciddi sorunlara da yol açmaktadır. Atanan kayyımlar, şirketin yönetiminden daha çok el çektirilen yöneticilerin önceki işlemlerini denetlemekle ve araştırmakla uğraşmaktadır. Bu yönüyle kayyımlar, CMK m. 139’da düzenlenen “gizli soruşturmacı” gibi hareket etmektedirler. “Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi” başlıklı CMK m. 139 hükmüne göre; Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir” ve “Soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamakla yükümlüdür.” Dolayısıyla kanun koyucu, şirket bünyesinde işlenmekte olan bir suçun, şirket içinden tespiti ve delillendirilmesi için “gizli soruşturmacı” usulünü öngörmüşken, kayyımların görev alanına girmeyen bir konuda faaliyet yürütmeleri bu şekilde delillendirme yapmaları hukuka aykırıdır.  Bu konuda Ersan Şen de farklı nedenle “maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması” şartını eleştirmektedir[1]:

“(CMK m. 133) Bir suçun işlenmesine faaliyetleri çerçevesinde katılan şirketin kontrol altına alınmasını, suçsuzluk/masumiyet karinesine rağmen yargılama aşamasında iddiaya konu suçun işlenmesinin önlenmesini ve bu sırada maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını hedeflemiştir. Kanun hükmünde tüm bu amaçların açıkça belirtilmediği, esas olarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasından bahsedildiği görülmektedir. Bu amaç belki soruşturmada dikkate alınabilir, ancak delillerin toplanmadığı, yalnızca ortaya koyulup tartışıldığı kovuşturma aşamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılabileceği yegane yer duruşma salonudur.Kanaatimizce kovuşturma aşamasında tatbik edilen CMK m.133, yalnızca şirketin kontrol altında tutulmasına ve iddiaya konu suçun bu şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmesinin önlenmesine hizmet edecektir. Bu da, CMK m. 133/1’de öngörülen “maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde” şart ve amacına hizmet etmemektedir.”

Ersan Şen bu ifadeleriyle, kovuşturma aşamasında Mahkeme’de dahi olmayan delil toplama yetkisinin (re’sen araştırma yasağı), kayyımlara da verilemeyeceğini savunmaktadır.

e. Şirket Faaliyeti Çerçevesinde İşlenmekte Olan Suçun CMK m. 133’te Sayılan Suçlardan Olması: CMK m. 133’te sayılan suçlar (katalog suçlar) dışındaki suçlarda “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirini uygulanamaz.

 

D- ŞİRKET YÖNETİMİ İÇİN KAYYIM TAYİNİ KARARINI VERMEYE YETKİLİ MERCİ

8. Soruşturma Aşamasında: 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun m. 10 ve CMK m. 162 hükümleri uyarınca soruşturma aşamasında sadece sulh ceza hakimi, “Şirket Yönetimine Kayyım Tayini” kararı verebilir.

9. Kovuşturma Aşamasında: “Şirket Yönetimine Kayyım Tayini” kararı verme yetkisi; kovuşturma aşamasında yargılamanın yürütüldüğü mahkemeye aittir.

 

E- ŞİRKET YÖNETİMİ İÇİN KAYYIM TAYİNİ KARARINA KARŞI OLAĞAN KANUN YOLLARI

10. CMK m. 260 hükmü “Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.” Şeklindedir.

11. Bu madde hükmünü, “Şirketin Faaliyeti Çerçevesinde İşlenmekte Olan Suç” kriteri ile birlikte değerlendirmek gerekir. “Şirketin Faaliyeti Çerçevesinde İşlenmekte Olan Suç” kriterinin, şirket hissedarları bakımında ayrımı iki şekilde olabilir: Şirket hissedarı; ya iddia olunan suçun failidir ve bu nedenle de “şüpheli / sanık” sıfatı taşıyacaktır ya da kendisinin habersiz olarak hissedar olduğu şirketin faaliyet amacının dışına çıkılarak suç işlenmiştir ve bu nedenle “mağdur / katılan” sıfatını taşıyacaktır.

12. Bu bağlamda şirket hissedarı olan her kişi duruma göre sanık / şüpheli sıfatıyla veya mağdur / katılan sıfatı ile “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararına itiraz hakkına sahiptir.

13. Hakimlik veya Mahkeme kararına karşı itiraz usulü CMK m. 268’te düzenlenmiştir.

“İtiraz usulü ve inceleme mercileri

Madde 268

1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır.

2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.

3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir:

a) Sulh ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir.

b) …

c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir.

d) …

e) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler.”

14. Maddeye göre, itiraz dilekçesi veya beyanı kararı veren hakimlik veya mahkemeye verilecek, kararı veren mercii itiraz nedenlerinin inceleyecek ve itirazları yerinde görürse “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararını kaldıracaktır. Ancak kararının yerinde olduğu kanaatine ulaşırsa en geç 3 gün içinde itiraz hakkında nihai kararı vermesi için ilgili dosyayı maddenin 3. Fıkrasında tanımlanan hakimlik veya mahkemeye gönderecektir.

15. Bu merciinin vereceği karar; “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararı bakımında olağan kanun yolları bakımında son merciidir. CMK’da bu karara karşı bir itiraz, istinaf ve temyiz yolu öngörülmemiştir.

16. Bu nedenle “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararı sonrasında CMK m. 268 hükmünde tanımlanmış usulle yapılacak itiraz sonrası verilecek nihai karar, kayyım tayini kararının devamı yönünde ise bir sonraki hukuki süreç Anayasa m. 148/1 hükmünde tanımlanan “Bireysel Başvuru” süreci olacaktır.

 

F- ANAYASA MAHKEMESİ’NE BİREYSEL BAŞVURU USULÜ

17. Anayasa m. 148/1 hükmüne göre; “Anayasa Mahkemesi, … bireysel başvuruları karara bağlar.”

18. Anayasa m. 148/3-c.1 hükmüne göre; ”Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

19. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 3/1-c hükmüne göre; ”Anayasanın 148 inci maddesi uyarınca yapılan bireysel başvuruları karara bağlamak”, Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.

20. 6216 sayılı Kanun m. 45/1 hükmüne göre; ”Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

21. Bu hükümlere göre, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) ile güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden, Anayasa’da da düzenlenmiş olanlar bakımından Anayasa Mahkemesi (AYM), hak ihlali incelemesi yapmak yetki ve sorumluluğundadır.[2] Öte yandan Anayasa’da yer alan ama İHAS’ta olmayan –örneğin sosyal haklar– kapsam dışı tutulmuştur. Aynı şekilde, Türkiye’nin taraf olmadığı ek protokoller de kapsam dışı bırakılmıştır.[3]

22. Anayasa m. 148/3-c.2 hükmüne göre, Bireysel Başvuru olarak adlandırılan bu denetim için; “olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.” 6216 sayılı Kanun m. 45/2 hükmüne göre; “İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

23. Bu hükümlere göre Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri tarafından verilen bir nihai karar (hüküm) üzerinde AYM tarafından bireysel başvuru incelemesi yapılabilmesi için, ilgilinin olağan kanun yollarını tamamlaması şarttır.

24. Yargılama makamı tarafından istem üzerine, tutuklama kararı verildiğinde, hâkimlik veya mahkeme kararı da olsa bu karara karşı itiraz kanun yolu tanınmıştır. İlk tutuklama kararı verildikten sonra veya tutukluluk durumu devam ederken tutukluluk durumunun gözden geçirilmesi istenip tahliye talepleri reddedildikten sonra itiraz yolu tüketilince, bireysel başvuru yoluna gidilebildiği gibi, yargılamanın makul süre içinde yapılmadığı iddiası ile de AYM’ye bireysel başvuru yapılabilmektedir.[4]

25. Nitekim AYM de kendisine yapılan başvurularda, tutuklama tedbiri ve “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” için olağan kanun yollarının sona erdiğini kabul edip başvuruların esasına girerek inceleme yapmıştır.[5]

26. Dolayısıyla yukarıda da değinildiği üzere “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararı bir “tedbir” kararı olduğundan “nihai karar – hüküm” vasfı taşımadığından olağan kanun yolu, CMK m. 268 gereğince itirazın yapılması ve sonuçlanması ile bitmektedir.

G- ŞİRKET YÖNETİMİ İÇİN KAYYIM TAYİNİ BAŞVURULARINDA ANAYASA MAHKEMESİ’NİN BİREYSEL BAŞVURU KARARLARI

27. “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirine ilişkin AYM tarafından verilmiş ilk karar, uygulamanın da ilk örneğine ilişkindir. Bilindiği üzere Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından, 26.10.2015 tarihinde Koza İpek Holding A.Ş. ve bu holdinge bağlı şirketler hakkında “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini”ne dair karar verilmişti.

28. Toplam 18 şirket hakkında uygulanan bu tedbire ilişkin CMK m. 268’te tanımlanmış itiraz süreci tamamlandıktan sonra hissedarlardan Hamdi Akın İpek tarafından 19.11.2015 tarihinde AYM’ye “adil yargılanma hakkı”nın, “mülkiyet hakkı”nın, “ifade ve basın özgürlüğü”nün ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.

29. AYM, 24.05.2018 tarihinde verdiği 2015/17763 Başvuru No’lu Hamdi Akın İpek kararında;

1) İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2) Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3) Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

karar vermiş ama adil yargılanma hakkı ihlali iddiası ile ilgili hiçbir karar vermemiştir.[6]

30. Bu karardan sonra AYM, hissedar oldukları şirket hakkında “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbiri uygulanan iki hissedarın yapmış olduğu 2016/9452 (Hakan Taşdelen)[7] ve 2016/9453 No’lu (Murat Avcıoğlu)[8] başvurularda, 07.11.2019 tarihinde verdiği iki kararla;

1) Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2) Basın ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

karar vermiştir.

31. “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbiri hakkında, bu üç karar haricinde AYM’nin web sitesinde veya Resmi Gazete’de paylaşılmış başka bir karar yoktur. Bu kararlar, aşağıda, “mülkiyet hakkı” iddiası yönünden değerlendirilecektir.

32. AYM, Hamdi Akın İpek Başvurusu’nda mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verirken şu gerekçelere dayanmıştır:

“Başvurucu, el koyma kararının kanuna aykırı olarak uygulandığını ileri sürmektedir. Ancak hukuk kurallarının uygulanmasına yönelik şikâyetler bakımından Anayasa Mahkemesinin görevi sınırlı olup Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren durumlar dışında derece mahkemelerinin hukuk kurallarını uygulama ve yorumlama bakımından takdir yetkisine karışamaz. Yukarıda da değinildiği üzere somut olayda müsadere yoluyla başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin mevcut olduğu kuşkusuzdur. (§ 92)

Somut olayda ise başvurucunun ortağı ve yöneticisi olduğu şirketler grubunun kayyıma devredilmesinin terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla ve suçtan elde edildiği gerekçe gösterilerek muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmaması için gerekli görüldüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu tedbirin uygulanmasının kamu yararına dayalı meşru bir amacı bulunmaktadır. (§ 100)

Başvurucunun gelirlerinin suçtan elde edildiği veya suçta kullanılacağı şüphesiyle ortağı ve yöneticisi olduğu şirketlerin kayyıma devredilmesinin terörizmin finansmanının önlenmesi ve muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması amacı bakımından elverişli olmadığı söylenemez. (§ 107)

Başvurucunun şirketlerinin kayyıma devredilmesinin temel gerekçesi olarak suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması, silahlı örgüt veya bu örgütlere silah sağlama suçlarının işlenmekte olduğuna ilişkin kuvvetli suç şüphesinin mevcut olduğu gösterilmektedir. Yargısal makamların bu değerlendirmelerinin ise uzman bilirkişi raporu ve MASAK raporu doğrultusunda bazı somut olgulara dayandığı görülmektedir. Elbette başvurucuların atılı suçları işleyip işlemedikleri, bu çerçevede kayyım atanan şirketlerin akıbetinin ne olacağı ve müsaderenin gerekip gerekmediği, iddia ve savunma ortaya konularak yapılacak çelişmeli yargılama neticesinde belirlenebilecektir. Anayasa Mahkemesinin bu aşamada bilirkişi raporlarındaki birtakım teknik bulgu ve tespitler yönünden herhangi bir değerlendirme yapabilmesi söz konusu değildir. (§ 116)

Somut olayda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/6/2017 tarihli iddianame ile terörizmin finansmanı yönünden dosyanın tefrikine karar verilmiş; ayrıca başvurucunun güveni kötüye kullanma, 213 ve 6263 sayılı Kanunlara muhalefet gibi tedbir aşamasında belirtilmeyen suçlardan da cezalandırılması istenmiş ve güveni kötüye kullanma suçundan başvurucu hakkında müsadere talebinde bulunulmuştur. Ceza soruşturması sırasında elde edilen bilgi, belge ve delillere göre suçun mahiyetinin değişebileceği gözetilmelidir. Kaldı ki başvurucu hakkında kayyım atanmasına da yol açan terör örgütü yöneticiliği suçlamasıyla ceza davası açıldığı ve ayrıca terörizmin finansmanının önlenmesi çerçevesinde müsadere talep edildiği dikkate alınmalıdır. Sonuç olarak başvuruya konu tedbir kararının keyfî veya öngörülemez olduğu söylenemez. (§ 117)

Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir. (§ 122)”

33. AYM’nin yukarıda da yer verilen gerekçeleri oldukça isabetsizdir. Öncelikle AYM, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” nedeniyle yapılan başvuruyu, … somut olayda müsadere yoluyla başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin mevcut olduğu kuşkusuzdur.” ifadeleriyle (§ 92) ilk bakışta “müsadere” olarak tanımlama yoluna gitmiştir. Oysa müsadere, TCK m. 54, 55 ve 60 hükümlerinde düzenlenmiş ve kovuşturmanın sonlandırılması sırasında karar verilebilecek bir “yaptırım”dır, tedbir değildir.

34. Soruşturma aşamasında uygulanma ihtimali olan “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini Tedbiri” ile yargılamanın sonunda verilebilecek fer’i hüküm niteliğindeki “Müsadere Yaptırımı”nın, AYM tarafından karıştırılması başlı başına bir sorundur.

35. İkinci olarak, AYM değerlendirmesini yaparken, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirinin amaçları arasında muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması değerlendirmesinde bulunmuştur. (§ 100, 107, 116) Oysa “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirinin amacı CMK m. 133’te maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olmasıolarak tanımlanmıştır. Kanun koyucu, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirini oluştururken hiçbir şekilde muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması” amacı gütmemiştir.

36. Kanun koyucunun, bu tedbiri talep eden Savcılık Makamı’nın ve tedbir hakkında karar veren Sulh Ceza Hakimi’nin dahi gündeminde olmayan muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması” hususu, her nasılsa AYM tarafından mülkiyet hakkı ihlali olmadığı kararı için gerekçe kabul edilmiştir.

37. “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbiri talebinde bulunan Savcılık Makamı, muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması” amacı taşısaydı, CMK m. 133 ile birlikte CMK m. 128’de hüküm altına alınan “Taşınmazlara, Hak ve Alacaklara Elkoyma” tedbiri[9] talebinde de bulunurdu. Bu yönüyle AYM, CMK m. 133’de düzenlenmiş tedbir yanlış yorumlamış ve bu yoruma dayanarak da “mülkiyet hakkı ihlali” başvurusunu reddetmiştir.

38. AYM, kararını verirken, SCH’nin “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirinin diğer dayanaklarının; terörizmin finansmanının önlenmesi (§ 100)”, “başvurucunun gelirlerinin suçtan elde edildiği veya suçta kullanılacağı şüphesi (§ 107)” ve “Başvurucunun şirketlerinin kayyıma devredilmesinin temel gerekçesi olarak suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması, silahlı örgüt veya bu örgütlere silah sağlama suçlarının işlenmekte olduğuna ilişkin kuvvetli suç şüphesi (§ 116)” olduğunu belirtmiştir.

39. Ancak AYM daha sonra terörizmin finansmanının önlenmesi” iddiasıyla dava açılmadığını kabul etmesine rağmen görevi kötüye kullanma iddiasıyla dava açıldığı için “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirinin yerine olduğuna karar vermiştir (§ 117). Oysa başvurucu hakkında gelirlerinin suçtan elde ettiği, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin akladığı, silahlı örgütlere silah sağladığı” iddialarıyla da dava açılmamıştır. Ama AYM, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirinin gerekçesini oluşturan bu iddiaların Savcılık Makamı tarafından dava konusu edilmemesini görmezden gelmiştir.

40. Hamdi Akın İpek kararında AYM, daha ilk baştan konuyu yanlış bir çerçeveye oturtarak sistemsel bir yapmış ve bu hatanın üzerinden devam etmiştir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) hakka yönelik müdahalelerde aradığı “kanunilik” şartını; salt hakka yönelik müdahalelerde bulunan organa yönelik bir kriter olmayıp aynı zamanda bu işlemi denetleyecek durumda olan AYM bakımından irdelenmelidir. AYM, Hamdi Akın İpek kararında, CMK m. 133’te olmayan muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması” amacını ileri sürerek, “kanunilik” şartını ihlal etmiştir.

41. Bu yönüyle gerek yerel yargı mercilerinin uygulaması gerek AYM kararı, İHAM içtihatları bağlamında, “kanunilik” şartına uymamaktadır.

42. Öte yandan benzer hukuki arka plana sahip diğer iki başvuruda ise AYM, Hamdi Akın İpek Kararındaki kabul edilebilirliğe yönelik değerlendirmelere atıf yapmış ve ardında şu hükme yer vermiştir.

“Bu itibarla özellikle örgütlü suçlarla mücadele alanında kamu makamlarının sahip olduğu geniş takdir yetkisinin bulunduğu ve somut olayda şikâyet edilen tedbirin niteliği ile bu tedbire ilişkin olarak başvurucuya sağlanan güvenceler dikkate alındığında müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir. Bu sebeple başvuruya konu müdahalenin kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengeyi bozmadığı ve ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır. (Her iki kararda da § 42)

Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. (Her iki kararda da § 43)”

43. AYM, Hamdi Akın İpek başvurusunu “kabul edilebilir” bulmuş ve esastan incelemişken, Hakan Taşdelen ve Murat Avcıoğlu başvurularını neden “açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez” bulduğunu gerekçelendirmemiştir.

H- ŞİRKET YÖNETİMİ İÇİN KAYYIM TAYİNİ BAŞVURULARINDA ANAYASA MAHKEMESİ’NE BİREYSEL BAŞVURUNUN ETKİNLİĞİ

44. İHAS’ın “Kabul edilebilirlik koşulları” başlıklı m. 35 hükmüne göre; “Mahkemeye ancak, uluslararası hukukun genel olarak kabul edilen ilkeleri uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra” başvurulabilir. İHAM, Uzun / Türkiye Davası kararında[10], Anayasa Mahkemesi’nin, İHAS m. 35 anlamında etkili bir iç hukuk yolu olduğuna karar vermiştir. İHAM, bu kararı ile İHAS denetimi bakımından Türkiye’ye yönelik “ikincillik (subsidiarity)” konumunu kabul etmiştir.

45. Bu tespit ve değerlendirmenin sonucu olarak, İHAM’a yapılacak başvurularda başvurucunun, hak ihlaline neden olan işlem veya karar için Türk Hukuku’nda –konunun niteliğine bağlı olarak– öngörülmüş olan dava, itiraz, istinaf, temyiz ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru süreçlerini tamamlaması gerekmektedir. Tüm bu süreçlerden sonra hak ihlaline neden olan işlem veya karar için olumlu – pozitif bir karar elde edemeyen kişi İHAM Başvurusu yapabilecektir.[11]

46. Bu kural, uygulamada kendini “iç hukuk yollarının tüketilmesi” kavramı ile göstermektedir. İHAM kararlarında, tüketilmesi gereken iç hukuk yollarının salt kural veya teorik olarak var olmasının yeterli olmadığını; iç hukuk yollarının pratikte de açık, ulaşılabilir ve makul bir başarı şansı sunuyor olmasını gerektiği belirtilmiştir.[12]

47. Bu çerçevede, İHAS’a taraf ülke, başvurucunun kullanabileceği etkili iç hukuk yolu bulunduğunu kanıtlamışsa, başvurucunun; bu yolu neden kullanmadığını açıklaması zorunluluğu doğmaktadır. İç hukuk yolu ile ilgili etkililik konusunda şüphelerin varlığı tek başına yükümlülüğü ortadan kaldırmasa da yerleşik içtihatlar doğrultusunda, iç hukuk yolu, makul bir başarı olasılığı taşımıyorsa, iç hukuk yolunun tüketilmemesi, başvurunun kabulüne engel oluşturmaz.[13]

48. İHAM’ın içtihatlarında genel çerçevesi çizilen ve yukarıda tarif edilen kriterleri; “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları bakımından aşağıda değerlendirilecektir.

“Açık” İç Hukuk Yolu Var Mı?

49. Uygulamada “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları, soruşturma aşamasında verilmektedir. Açık kaynaklarda yapılan taramada da kovuşturma aşamasında bu yönde verilmiş bir karar bilgisine rastlanmamıştır.

50. Bu nedenle “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları bakımından “açık” bir iç hukuk yolu olup olmadığı hususu, Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından verilen kararlar bakımından değerlendirilmelidir.

51. CMK m. 268 hükmünde tanımlanan “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararlarına karşı itiraz prosedürü göre, ilgili kişi, bu karara karşı itiraz dilekçesini / beyanını, kararı veren hakimliğe sunmalı, bu hakimlik gerek görürse kararını kaldırmalı ama kararını kaldırmasını gerektirecek bir husus yoksa itiraz hakkında nihai kararı vermesi için dosyayı bir sonraki Sulh Ceza Hakimliği’ne göndermelidir. Bu usul CMK’da düzenlenmiş olan diğer tedbirler (tutuklama, adli kontrol vd) bakımında da aynıdır.

52. Ancak “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları bakımından, sonraki süreç, CMK’da düzenlenmiş diğer tedbirlerden ayrılmaktadır. Şöyle ki; hakkında tutuklama veya başka bir adli kontrol tedbiri uygulanan kişi, bu tedbir devam ettiği sürece, Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurarak, hakkında uygulanan tedbirin kaldırılmasını isteyebilmektedir. Nöbetçi Sulh Ceza Hakimlikleri, uygulamada ilgili Adalet Komisyonu tarafından periyodik olarak belirlenmektedir. Dolayısıyla hakkında tutuklama veya başka bir adli kontrol tedbiri uygulanan kişi, dilerse, her gün başka bir Sulh Ceza Hakimliği’nden hakkında uygulanan tedbirin kaldırılmasını talep etme hakkına sahiptir.

53. Buna karşın, uygulamasını ilk olarak Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği’nin yaptığı bir yorumla, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları her zaman aynı Sulh Ceza Hakimliği tarafından değerlendirilmektedir.

54. CMK’da düzenlenmeyen bir prosedür, bir Sulh Ceza Hakimi’nin yorumu ile uygulamaya sokulmuş ve böylece “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbiri bakımından, ilgililerin, anayasal bir hak olan mahkemeye erişim hakkı engellenmiştir. Koza İpek Holding A.Ş. ve bağlı şirketleri bakımından, soruşturma sürecinde, defalarca, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbirinin kaldırılması talebinde bulunulmuş, ancak tüm bu başvurular, Ankara’da 9 adet Sulh Ceza Hakimliği ve buralarda görev yapan 15’ten fazla Sulh Ceza Hakimi olmasına rağmen, her zaman ilk kararı veren Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği’ne ve ilk kararı veren Sulh Ceza Hakimi’ne gönderilmiş ve talep reddedilmiştir.

55. Bu nedenle devam eden süreçte, ilgililerin başka bir Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurma hakkı fiilen ve hukuken kaldırılmıştır. Oysa CMK m. 268 hükmünde de CMK m. 133 hükmünde de, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” tedbiri için, genel kuraldan ayrılmayı gerektiren istisna bir düzenleme yoktur. Koza İpek Holding A.Ş. ve bağlı şirketlerle ilgili Hamdi Akın İpek başvurusunda başvurucu, bu hususu, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları bakımından “açık” bir iç hukuk yolu olmadığı yönünden ihlal dayanağı yapmış ancak AYM, bu konuda bir değerlendirme yapmamıştır.

56. Bu durum, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları bakımından “açık” bir iç hukuk yolu olmadığının ilk göstergesidir.

57. Öte yandan AYM, yukarıda yer verilen başvurulardan Hamdi Akın İpek başvurusunda, başvuruyu “kabul edilebilir” bulmuş (ilgili karar § 80) ama aynı hukuki arka plana sahip diğer iki başvuruda ise “kabul edilemez” bulmuştur (ilgili kararlar § 43). Bu yorum ve değerlendirme farkı için de herhangi bir gerekçe sunmamıştır.

58. Ayrıca, açık kaynaklarda yapılan taramaya göre, Hamdi Akın İpek’in diğer ortakları – aile fertleri tarafından, Hamdi Akın İpek Başvurusundan 7 gün sonra 26.11.2015 tarihinde yapılmış iki AYM Bireysel Başvurusu daha vardır (2015/18176 ve 2015/18177). Aynı şirketler hakkında, aynı aile tarafından, aynı hakimlik kararına karşı yapılmış üç başvurudan biri hakkında 24.05.2018 tarihinde karar veren AYM, diğer iki başvuru hakkında halen karar vermemektedir. Tarihsel olarak değerlendirmek gerekirse; bu iki başvurunun üzerinden 4 yıldan fazla süre, Hamdi Akın İpek kararının üzerinden de 21 aydan fazla süre geçmiş durumda.

59. Gerek karar çıkmış başvurulardaki AYM’nin yorum ve kabul edilebilirlik değerlendirmesi farklılığı gerek Koza İpek Holding başvurularındaki süreç farklılıkları da dikkate alındığında, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları bakımından, AYM’nin de “açık” bir iç hukuk yolu olmadığı ortaya çıkmaktadır.

“Ulaşılabilir” İç Hukuk Yolu Var Mı?

60. Yukarıdaki değerlendirmelerimiz bakımından “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları için gerek SCH’ler gerek AYM, “Ulaşılabilir” bir iç hukuk yolu vasfını taşımamaktadır.

61. Tedbire yönelik taleplere ve itirazlara ilişkin başvuruların hep aynı SCH’ye gidiyor olması, bugüne kadar 1000’e yakın şirket hakkında bu tedbirin uygulanmış olmasına rağmen tedbirin kaldırılmasına yönelik neredeyse “yok” denecek kadar az SCH kararı olması, bugüne kadar AYM’den esasa ilişkin tek bir karar çıkmış olması, aynı aile fertleri tarafından aynı şirket ile ilgili başvurularda dahi ayrımcılık boyutunda uygulama farklılığı olması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde; “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları bakımından, gerek SCH gerek AYM “ulaşılabilir” bir iç hukuk yolu değildir.

“Makul Bir Başarı Şansı Sunan” İç Hukuk Yolu Var Mı?

62. Yukarıdaki “açık” ve “ulaşılabilir” iç hukuk yolu bağlamında yaptığımız değerlendirmeler ışığında, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları bakımından, “Makul Bir Başarı Şansı Sunan” bir iç hukuk yolu da yoktur.

63. Bunun diğer bir ispat vasıtası da AYM’nin bu tedbiri, muhtemel bir müsaderenin güvence altına alınması” vasıtası olarak değerlendirmesidir. AYM bu kriteri koyarak, zaten konuyu bağlamından uzaklaştırmış, uygulamayı; mülkiyet hakkından ziyade tazminatı hukuku perspektifi ile değerlendirmeye yönelmiştir. Bu şartlar altında da başvurucular açısından AYM’ye yapılan bir bireysel başvurunun, “Makul Bir Başarı Şansı Sunan” bir iç hukuk yolu olarak değerlendirilmesi imkanı yoktur.

 

İ- SONUÇ

64. Yukarıda gerekçesi sunulan değerlendirmeler ışığında, Türk Hukuk Sistemi içinde, “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları bakımından, “Açık”, “Ulaşılabilir” ve “Makul Bir Başarı Şansı Sunan” bir iç hukuk yolu bulunmamaktadır.

65. Bu nedenle İHAM’ın, Uzun v. Türkiye kararında detaylı şekilde anlattığı gibi bazı haklar bakımından başta Almanya, Gürcistan, Çek Cumhuriyeti ve İspanya yargı mercilerini “etkili iç hukuk yolu” olarak görmediği ayrık durumlara ilişkin yorumlarının[14] benzerini, Türkiye’deki “Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini” kararları bakımından da oluşturması gerekmektedir.

66. İHAM’a yapılacak başvurularda bu hususa özellikle dikkat çekilmesi ve Türk yargı mercilerindeki bu sorunun detaylı ve verili şekilde izah edilmesi gerekmektedir.

 

NOT: Bu yazı, link kaynak gösterilerek başkaları tarafından da kullanılabilir. Metnin word formatını aşağıya tıklayarak indirebilirsiniz.

Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini Kararları Bakımından Etkili İç Hukuk Yolu Sorunu

●○•○●

Yazıyı beğendiyseniz / paylaşmak isterseniz bu tweeti, retweet edebilirsiniz:

 

[1] Ersan Şen, Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini, 29.10.2015, http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1627842-sirket-yonetimi-icin-kayyim-tayini, Erişim Tarihi: 08.01.2020

[2] Anayasa Mahkemesi’nin Etkili İç Hukuk Yolu Olma Sorunsalı, https://avukatmektuplari.com/2019/10/19/anayasa-mahkemesi/, Erişim Tarihi: 08.01.2020

[3] Sevtap Yokuş, Türkiye’den Avrupa İnsan hakları Mahkemesi’ne Başvuruda İç Hukuk Yolu Olarak Anayasa Şikayeti, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Kış 2016, s. 43, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/272990, Erişim Tarihi: 08.01.2020

[4] Feridun Yenisey, Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Kararlarının Ceza Muhakemesi Hukuku Açısından Değerlendirilmesi: Tutuklama, Anayasa Yargısı 33 (2016), s. 216, https://www.anayasa.gov.tr/media/4430/13.pdf, Erişim Tarihi: 08.01.2020

[5] Anayasa Mahkemesi, Başvuru No: 2013/7800, 18.06.2014, § 21; Başvuru No: 2012/726, 02.07.2013, § 30; Başvuru No: 2012/142, 09.01.2014, § 22; Başvuru No: 2015/17763, 24.05.2018, § 78

[6] Anayasa Mahkemesi, Başvuru No: 2015/17763, 24.05.2018, kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2015/17763?BasvuruAdi=HAMD%C4%B0+AKIN+%C4%B0PEK, Erişim Tarihi: 08.01.2020

[7] Anayasa Mahkemesi, Başvuru No: 2016/9452, 07.11.2019, kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/9452?BasvuruAdi=HAKAN+TA%C5%9EDELEN, Erişim Tarihi: 08.01.2020

[8] Anayasa Mahkemesi, Başvuru No: 2016/9453, 07.11.2019,  kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/9453?BasvuruAdi=MURAT+AVCIO%C4%9ELU, Erişim Tarihi: 08.01.2020

[9] Madde 128

Taşınmazlara, Hak ve Alacaklara Elkoyma

(1) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait; a) Taşınmazlara, b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına, c) Banka veya diğer malî kurumlardaki her türlü hesaba, d) Gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her türlü hak ve alacaklara, e) Kıymetli evraka, f) Ortağı bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına, g) Kiralık kasa mevcutlarına, h) Diğer malvarlığı değerlerine, elkonulabilir. …

[10] Uzun / Türkiye Davası, Başvuru No. 10755/13, 30.04.2013, http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-119849, Erişim Tarihi: 08.01.2020

[11] İHAM, Kavala / Türkiye kararında, Anayasa Mahkemesi’ne yapılmış bir başvurunun sonuçlanması beklenmeden de İHAM başvurusu yapılabileceğini ve Anayasa Mahkemesi’nin, İHAM’dan önce karar vermiş olmasının İHAM’ın inceleme yapması ve kabul edilebilirlik kararı vermesi için yeterli olduğuna hükmetmiştir. Kavala v. Türkiye, Başvuru No. 28749/18, 10.12.2019, § 100, 101, 102, https://hudoc.echr.coe.int/eng#{%22itemid%22:[%22001-199515%22]}, Erişim Tarihi: 08.01.2020

[12] Tanrıbilir / Türkiye, Başvuru No: 21422/93, 16.02.1993; Akdıvar / Türkiye [Büyük Daire], Başvuru No: 21893/93, 16.09.1996, § 66-69; Vučković ve diğerleri / Sırbistan [Büyük Daire], B. No: 17153/11 vd, 25.3.2014, § 72-77

[13] Atilla Nalbant, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku ve Anayasal Bireysel Başvuru, Adalet Akademisi Yayınları, 2010, s. 218-219

[14] Sevtap Yokuş, Türkiye’den Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Başvuruda İç Hukuk Yolu Olarak Anayasa Şikayeti, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Kış 2016, s. 33 vd, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/272990, Erişim Tarihi: 08.01.2020